Kim Korkar Kuşak Farkından?

Her geçen gün hayatımıza yeni bir kavram eklenirken, “kuşak farkı” belki de hiç olmadığı kadar derin bir anlam kazandı. “Bizim zamanımızda böyle değildi” denilen pek çok şeyde haklıyız. Yine de bu farka yenilmeyen, arada bir bağ kurmaya çalışanların sayısı az değil. Kuşak farkını yaşayanlar “Bu da bir öğrenme fırsatı” diyor. 

X, Y, Z derken kuşak farkı bütün dünyanın konuştuğu konulardan biri haline geldi. Kuşaklar arasındaki farklar, yalnızca yaş dilimlerinden ibaret değil, hayatı anlama, kavrama ve yorumlama farklarını da ifade ediyor. Bilim insanlarının çoğunlukla 15 yılda bir değiştiğini ifade ettiği kavram günümüzde daha öncekilerden farklı olarak, yeni bir yüzyıl içinde büyüyen, ekran teknolojileri içinde şekillenen yeni bir nesle, Alfa kuşağına sahip. Teknoloji içinde büyüyen ve onun yeniliklerine hızla adapte olan bu kuşak, kendisinden önceki kuşaklardan farklı olarak dijital bir dünyanın insanı. Bu da kuşaklar arasındaki farkı hiç olmadığı kadar görünür kılıyor. 

Bu süreci yaşayanlar zorlandıklarını ifade etseler de, bunun kendilerini geliştirmek için bir fırsat olduğunu da vurguluyor. 

Aynı dili konuşmuyor gibiydik

Güneş 43 yaşında anne olmuş, ikiz çocuklarıyla beraber yaşadığı en büyük zorluğu da onların hayatlarına uyum sağlama süreci olarak anlatıyor: 

“İkizler doğduğunda klasik zorlukları tabii ki yaşıyorsunuz ancak 8 yaşına geldiklerinde asıl zorluğun konuştukları dili anlamak olduğunu farkettim. İkisi de çok erken olmayan bir yaşta ekranla tanıştı. Bu konuda hep sınırları olan bir aileydik. Ancak özellikle okul çağında bilgisayar konusunda esnemek gerekiyor. Bu farkı şöyle anlatayım, eskiden filmlerde bir kahraman önüne gelen bilgisayarda sayfa üzerine sayfa açar, her şeyi oradan bulur, biz de ‘Ya iki dakikada bu kadar çok şeyi nereden buldu’ diye dalga geçerdik ya, çocuklar bilgisayar kullanmaya başlayınca aynen öyle hissettim. Sanki o güne kadar uzak kaldıkları bilgisayarla yeni tanışmıyorlardı da onunla beraber doğmuşlardı.”

Şu anda 54 yaşında olan Güneş halkla ilişkiler uzmanı. Bu süreçte kendi de dijital dünyaya adım atmış:

“İster istemez hem işim gereği hem çocuklarla bir dil tutturmak için hızla kendimi dijital dünya içinde buldum. Asla onlar gibi kullanamıyorum ama artık dediklerine yabancı değilim. Bazen yurtdışından arkadaşlarıyla konuşurken beni de odalarına dahil ediyorlar. Birlikte bilgisayar karşısında daha fazla vakit geçiriyoruz. Buna karşılık ben de onlardan bizim ‘normal’lerimize uymalarını bekliyorum. Pandemi öncesinde sinemaya gitmek, her hafta bir güzergahı keşfetmek bunlardan biriydi. Pandemi içinde bunu evde sinema günlerine çevirdik. Biraz onlar bizim biraz biz onların hayatına yaklaşıyoruz.”Kuşak farkı zenginleştirici

68 yaşında anneanne olan Suzan ilk başlarda torununu hiperaktif bulmuş:

“Torunumun doğması tam da pandemi sürecine denk gelince, fazla dışarıya çıkma imkanımız olmadı. Evimiz çok yakın olduğu için çoğunlukla ben gidip geldim. İlk başlarda torunumu çok hiperaktif buluyordum. Bu ebeveynlerin ‘Benim çocuğum çok zeki’ meselesi vardır ya. Bir gün doktora gittiğimizde bunlardan şikayet ederken, doktor ‘Bu yalnızca kuşak farkı’ deyince çok şaşırdım. Sonrasında çevremdeki çocukları gözlemeye başladım. Kesinlikle bizim anladığımızdan farklı bir dikkate sahipler. Bizim çözmekte zorlanacağımız şeyleri onlar hızla anlıyor. Fakat hiperaktif falan değiller, sahiden biz başka bir dönemin çocuklarıydık, onlar başka. Bunu da çok zenginleştirici buluyorum.”

 

Dedem de K-Pop’u bilmiyor

Kerem 14 yaşında ve kuşak farkının başka bir tarafını anlatıyor:

“Eskiden dedem sürekli bana ‘Bunu bilmiyor musun, bunu öğrenmedin mi?’ derdi. Bir gün dedeme ‘K-Pop ne biliyor musun?’ diye sordum. Bilemedi. Aslında ben de K-Pop dinlemiyorum ama dedemin bilmediği bir şey bulmak istedim. Sonra araştırmış geldi, Kore üzerine bildiklerini anlattı. Bayağı güzel oldu bunları konuşmak. Bence büyükler bazen bize karşı önyargılı. Bizim başka sınıflarla bile aramızda bilgi farkı var. Her şeyin aynı kalması mümkün değil ki. Ben de mesela onların acayip teknik aletleri olmasını seviyorum. Sonra o da bana eski model fotoğraf makinelerinin kullanılmasını gösterdi. Okuldakilere biraz hava attım.”

Ebeveynlerin korkmasına gerek yok

Okul öncesi öğretmeni olan İlknur aynı zamanda 6 yaşında bir kız çocuğu annesi. Ebeveynlerin korkularını anladığını söylüyor, o da benzer süreçleri yaşamış:

“Çocukların el becerileri eskisine göre daha farklı. Anlama, odaklanma süreleri de değişiyor. Ancak bu onların yalnızca ‘farklı’ olmasından. Biz okullarda dikkati ve sosyalleşmeyi çoğaltan bir yol izlemeye çalışıyoruz. Elbette bizim konuştuğumuz dille aynısını konuşmuyorlar ama farklılıklar yerine ortaklıklara odaklanmalıyız. Sonuç itibariyle çocukların talepleri değişmez, korunmak, sevilmek, dinlenmek ve anlaşılmak isterler. Bunu yapabildiğimiz sürece hangi kuşaktan olduğumuzun çok önemi yok.”