Son Siyah Saçın Ardından

Jean-Louis Fournier “Son Siyah Saçım ve İhtiyar Delikanlılara Bazı Öğütler” kitabında çoğu kez farkına bile varmadan “kötülediğimiz” yaşlanma haliyle barışıyor, yaşlanmanın tıpkı çocukluk, tıpkı gençlik gibi, iyi ve kötü tarafları olabileceğini, ona karşıdan bakıldığında, eğlendirecek şeyler bulabileceğimizi hatırlatıyor. Kitap adeta, yaşlanmayla barışmayı anlatan bir manifesto. 

Jean-Louis Fournier daha önce Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam, Tek Yalnız Ben Değilim, Dul, Otopsi gibi kitaplarla çıkmış, edebiyat severlerin zihnine ironilerle dolu pencereler açmıştı. 

Fransız yazar, 82 yaşında vefat ettiğinde, Fransa’nın en önemli yazarlarından sayılıyordu. Televizyoncu kimliğiyle de tanınan Fouernier çoğunlukla kısa roman olarak nitelenen novella türünde eserler verdi. 

Son Siyah Saçım ve İhtiyar Delikanlılara Bazı Öğütler yazarın kendiyle ve yaşıtlarıyla konuşma kitabı. 1938’de doğan yazar 60 yaşına girdiğinde bu kitabın ilk karalamaları ortaya çıkmış. Sonraki yıllarda bu kitaba biraz ara veren yazar, çevresinde karşılaşmaya başladığı “ayrımcılık” arttığında, yani 68 yaşında yeniden kendini notlarının arasında bulmuş. 

Kısa kısa pasajlar, hikayeler, yazarın başından geçenler ya da yakın çevresinden tanıklıkları, yaşlanmanın iyi ve kötü yanları üzerine düşünmeyi sağlıyor. Yaşıtlarının yaşadıklarına “aşina” olduğunu sıklıkla hatırlanan Fouernier, onlara hayal kırıklığına kapılmamaları konusunda enerji de veriyor. 

Bu haliyle son siyah saçın ardından üzülmek yerine, beyazlarla nasıl yaşanabileceğini anlatıyor. 

Bir gün mutlaka…

Son Siyah Saçım okura aynı zamanda bir hatırlatma: “Bu satırları okuyan sen, bir gün benzerlerini yaşayacaksın.”

İnsanın an be an yaklaştığı yaşlanma sürecini, içinden geçen biri olarak yorumlayan yazar, yaşadıklarının olağanüstü, katlanılmaz ya da aşağılayıcı olduğunu düşünmüyor. Günlük hayattan notlar alıyor, yaşlanmaktan korkanları yatıştırıyor, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, bu yaşta da olan hayal kırıklıklarına, hüzünlere, komik olaylara muzip bir pencere açıyor. 

60’ların başında başlayıp 70’lerinin arifesinde bitirdiği kitap, aynı zamanda yazarın birebir tecrübelerinin ürünü olduğu için kıymetli. Zaman zaman kendiyle dalga geçen, zaman zaman eleştiren, tespitlerini açık yüreklilikle yapan yazar insanların “miyadının” dolmadığını, yaş söylemekten utanmanın çare olmadığını, yaşlanmakla yüzleşmenin ondan kaçmaktan daha kolay olduğunu anlatıyor. 

“Hep 1 rakamı gibi dik” duran Fouernier için dik durmanın fiziksel bir duruştan ziyade psikolojik bir direniş olduğu aşikar. Okuruna da bu tavsiyeyi veriyor: 

“Sahilin farları sönse de gökyüzünde fener yandıkça denizci kaybolmaz. Eğer yukarıda ışık kalmışsa her şey bitmez. Düş kurmaya devam edilebilir.”

Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan kitabın çevirisi Billur Köker’e ait.