Şehirler nasıl yaşlı dostu olabilir? 

Sağlıklı yaş almak için en önemli koşullardan birisi, aktif yaşlanmak. Bulunduğumuz çevrelerin gelişime göre düzenlenmesi, farklı ihtiyaçlara karşılık verebilmesi bu açıdan çok önemli. Yaşlı Dostu Kentler, tam bu noktada büyük önem taşıyor. Her yaş grubuna göre düşünülen tasarımlar, bireylerin aktif bir hayat içinde kalmasını da kolaylaştırıyor. 

Kent ne zaman içinde yaşanılır bir yer olur? Pek çok insan bu soruya “İçinde herkesin rahatça yaşayabileceği bir yer olduğu zaman” cevabını verecektir. Yaşlı Dostu Kent kavramı da bu cevabı karşılamak için ortaya çıkıyor. 

Kent içinde aktif olmak, kentin de bunu destekleyecek donanıma sahip olmasıyla mümkün. Engelliler, bebek arabaları için rampalar, yükseltisi düşünülmüş kaldırımlar, görme engelliler için işaret yolları, çocuklar için oyun alanları, bisiklet yolları, bu tanımın içinde düşünülebilir. 

“Yaşlı Dostu Kent” kavramı, tüm yaşlı bireylerin kent içinde aktif olması ve aktif yaşlanmaya olanak sağlayacak bir çevrede bulunabilmesi anlamına geliyor. 

2005 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün gündemine aldığı kavram, kent içindeki yaşam alanlarının erişilebilir olmasını, yaşam kalitesinin yükselmesi için sağlık, katılım ve güvenlik konularının üzerinde durulmasını önceliyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) araştırmalarına göre, çalışma çağındaki yüz kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranı, 2012 yılında yüzde 11,1 iken bu oran 2016 yılında yüzde 12,3’e yükseldi.

Veriler bize yaş artışıyla beraber konutların, yaşlı bireylere göre düzenlenmesi ihtiyacının arttığını da gösteriyor. Bu kendi konutlarında yaşamaya devam eden insanların, yaşamlarını yalnız devam ettirmeleri durumunda değişen ihtiyaçlarını da karşılayabilmesi anlamına geliyor.

Erişebilirlik kilit kavram

Erişilebilirlik, öncelikle yaşlı, engelli ve çocuk gibi dezavantajlı grupları kapsayan bir kavram. Her gruptan insanın günlük yaşama katılabilmesi için, bina iç mekanlarından kentsel dış mekanlara zorluk çekmeden ulaşabilmesi, hareket kabiliyetinin kısıtlanmaması ve sosyal ilişkilerine devam edebilmesi ona uygun tasarlanmış bir kent ortamında mümkün. 

Dünya Sağlık Örgütü’nün Yaşlı Dostu Kent kavramını ortaya atarken belirlediği kriterler şunlar: 

-Dış mekanlar ve binalar,

-Ulaşım,

-Konut,

-Sosyal katılım,

-Toplumsal yaşama dahil olma ve toplumun yaşlıya saygısı,

-Vatandaşlık görevini yerine getirme ve işgücüne katılım,

-Bilgi edinme ve iletişim,

-Toplum desteği ve sağlık hizmetleri şeklindedir 

Kaldırım en büyük düşmanım

“Yaşlı Dostu Kent kavramı sizin yaşadığınız yeri tanımlıyor mu?” sorusunu yönelttik. 47 yaşındaki Yasin Bey için, o kent İstanbul değil:

“Pandemi öncesinde kopan diz bağlarım nedeniyle uzun süre tedavi gördüm. O süreçte inip çıkmak, merdiven kullanmak benim için büyük bir sorundu. Metrolarda asansörlerin çoğu zaman çalışmadığını, otobüslerin merdivenlerinin çok yüksek olduğunu, rampaların bile yürüme zorluğu yaşayan insanlar için çok yüksek olduğunu gözlemledim.”

68 yaşında ve Ankara’da yaşayan Fatma Hanım özellikle kışın şehrin hayatını çok zorlaştırdığını söylüyor:

“Kimi yerlere döşenen taşlar Ankara gibi soğuk bir şehirde hayatı çok zorlaştırıyor. Kar yağdığında ya da donma olayları yaşandığında yerler adeta bir parkura dönüşüyor. Kaymadan gitmek gerçek bir mücadele. O yüzden pandemi öncesinde de kışın sokağa çıkmak benim için zordu. Yokuşun yoğun olduğu bir bölgede oturuyorum. Kayma riskini göze alamıyorum. Kaldırımlar en büyük düşmanım.”

Banksızlık 59 yaşındaki Metin Bey için büyük bir sorun:

“Antalya’da uzun yürüyüşler arasında oturacak bank ve gölge bulmakta güçlük çekiyorum. Kimi yerlerde kaldırımlar çok yüksek. Yine de daha önce İstanbul ve Ankara’da yaşadığım için o kentlerin engelliler, çocuklar, yaşlılar için tuzaklarla dolu olduğunu düşünürsek, Antalya bir cennet.”

13 yaşındaki Ali de park imkanlarının kısıtlı olmasından şikayetçi:

“İzmir’de oturuyoruz ve sahil kenarında eskiden çok vakit geçirirdik. Ancak pandemi sonrası daha çok evde olduğumuz için çevremizde park az. Bazı günler parka gitmek için arkadaşlarımızla yarım saat yürümek zorunda kalıyoruz. Yeşil alanların azlığı bizi en çok üzen şeylerden biri.”