Yaşlılık ve Yaşlanma Üzerine Bir Hafta

Her yaşta sağlıklı, toplum içinde aktif olmak; ayrımcılığa uğramamak herkesin temel haklarından biri. Yaşlılar Haftası, sağlıklı yaşlanma ve yaşlılık konularına dikkat çekmek için kutlanıyor. Bu hafta bize yaş ayrımcılığına uğrayan insanların yaşadığı sıkıntıları, yaşlı bireylerin toplumda görünürlüğünün arttırılması çabasını ve yaşlılıkla hastalığın eşdeğer olmadığını da hatırlatıyor. 

Her Yaşta Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda giderek daha da önem kazanacak gündem maddelerinden birini, “yaş alma pratiklerini” odağına alıyor. Yaşlanma ve yaşlılık hayatın önemli bir parçası. Bu dönemi sağlıklı, sosyal, güvence altında yaşamak herkesin hakkı. 

Yaşlılar Haftası yaşlılık ve yaşlı sağlığı konularında farkındalık yaratmak amacıyla 18–24 Mart tarihleri arasında kutlanıyor. Sağlıktan sosyal güvenliğe, çevreye, iş olanaklarına, sosyal kültürel faaliyetlere, aile hayatına kadar toplumun tüm yönlerini etkileyen bu sürecin yönetilmesi, daha iyi ve kaliteli bir yaşam sağlanabilmesi, bu konuda bilinç oluşturulmasıyla mümkün. 

Yaşlanma gündemimizde 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusumuz, 2019 yılında 7 milyon 550 bin 727 kişi oldu. Bu kesimin toplam nüfus içindeki oranı ise yüzde 9,1. Aynı rakam, 2014 yılında yüzde 8 idi. 5 yılda yüzde 22 artış söz konusu. Bu nüfusun yüzde 44’ünü erkekler, yüzde 56’sını kadınlar oluşturuyor. Dünyada ise yaşlı nüfusun 1 milyarı aştığı ve bunun 700 milyondan fazlasının, gelişmekte olan ülkelerde yaşadığı tahmin ediliyor.

Avivasa’nın katkılarıyla hazırlanan; Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Akdeniz Gerontoloji Ana Bilimdalı işbirliğiyle gerçekleştirilen “Türkiye’de Yaşlılık Tahayyülleri ve Pratikleri” araştırması, Türkiye’nin yaşlanma konusunda hazırlıksız olduğunu ortaya koyuyor. Araştırma verilerine göre, Türkiye’de yaşlanma ve yaşlılık algısı negatif. Yaşlılar evde daha çok vakit geçiriyor, sosyal hayata daha az katılma fırsatı buluyor, yaşlılar da yaşlanmaya yönelik negatif algıyı paylaşıyor. 

Pandemi sürecinin ortaya çıkmasıyla beraber, Türkiye’deki mevcut algının kırılmasına dair çalışmalar arttı, bilinç oluştu.

Araştırmacı Ulaş Tol’la yaptığımız röportaj bu konuda neden değişmemiz gerektiğini de ortaya koyuyor: 

“Bir kere şunu söyleyelim, yaşlanma yaşlılığa özgü bir kavram değil. Amerika’da tenis turnuvasında yaşlı diye eleştirilen sporcu 33 yaşında. Yaşlanma herkesin yaşadığı bir şey. Bir çocuk da yaşlanıyor, bir genç de yaşlanıyor, orta yaşlı da yaşlanıyor. Yaşlanma sadece fiziksel değil, sosyolojik, kültürel birçok boyutu olan bir şey. Yaşlılığı bakıma ve hastalıklara indirgeyerek algılıyor toplum. Böyle olunca herkes yaşamak istiyor ama yaşlanmak istemiyor. Çünkü kirli bir alan orası. Sağlıkla, ölümle, yeti kayıplarıyla anılıyor. Yaş ömürleri çok uzadı ama. ‘Kırkından sonra’ bir tabir vardı, araştırmada ‘Hangi yaştan sonrasına genç demezsiniz’ dedik, ortalama 51 yaş çıktı. 51 yaşa kadar toplum kendini genç görüyor. 40’ı yaşlı görmek abes oldu. 50 yaşını geçenlerin yaşam beklentisi artıyor. 70 yaşında ölen birinin ardından genç gitti diyebiliyoruz artık.”

Ayrımcılık nasıl olur? 

Yaşlanma konusunda ayrımcılık en çok kafa karıştıran konuların başında. “Yaş ayrımcılığı nasıl olur” sorusu sıklıkla soruluyor. Oysa, diğer ismiyle ageizm dünyada en çok karşılaşılan ayrımcılık türlerinden biri.

 Temel anlamı şu: Birini (genç ya da yaşlı) yaşından ötürü sistematik ya da istemsizce aşağılamak.  Üç kategoride ele alınıyor: Yaşlı bireylere, yaşlanma sürecine ve yaşlılığa karşı oluşmuş ön yargılı yaklaşımlar; yaşlı bireylere karşı ayrımcı tavırlar ve yaşlı bireyler hakkındaki kalıplaşmış algıları destekleyen kurumsal uygulamalar ve politikalar olarak sınıflandırılır.

Tavırlarımızdan, dilimize kadar uzanan geniş bir yelpazede kendini gösteriyor. Kullandığımız deyimler bazen farkında varmadan karşı tarafı incitebiliyor. Avivasa tarafından gerçekleştirilen kampanya bu soruna vurgu yapıyordu.  

Prof. Dr. Yasemin Giritli İnceoğlu, yaşlanmaya dair kalıpların dille başladığını söylüyor:

“Aslında yaş ayrımcılığı belli kalıp yargılar üzerinden gösteriyor kendini. Yaşlılarla ilgili kullanılan bazı yaygın kalıp yargılarını hatırlarsak – • kendilerine bakamazlar • yeni şeyler öğrenemezler • eski kafalılar •  korunmaya muhtaçlar • zihinsel ve fiziksel kapasiteden yoksunlar  • toplum üzerinde yükler • unutkanlar  • huysuzlar- yanı sıra , “Elin ermez, gücün yetmez”, “Çaptan düşmek”, “Ununu elemiş, eleğini asmış”, “Yaşından utanmıyorsan, ak saçlarından utan!” “Artık köşende oturma zamanı”, “Yaş yetmiş, iş bitmiş” gibi atasözü ve deyimler bu ayrımcılığı daha da çok derinleştiriyor.”

Kendilerine yönelik olumsuz ifadeler insanları da negatif etkiliyor, yaşlarıyla yaftalanmaktan rahatsızlık duyuyorlar. Bu konuda gelen itirazlardan birini hatırlayalım. 55 yaşındaki Mehmet kendine yaşla ilgili yakıştırmalar yapılmasından şöyle şikayet ediyor:

“‘Yaşından çok daha genç gösteriyorsun’ dediklerinde kızıyorum. ‘Dinozor’, ‘ihtiyar’, ‘abi senin tecrüben biz de yok tabii’ diğer kızdıklarım. Ne söylediğim ve ne olduğumdan çok ‘bir yaşta’ olduğumu hatırlatan ifadeleri sevmiyorum. Zamana, hayata ve hatta hayatın anlamına dair bir çerçeveye ihtiyacımız var. Ama o çerçeveyi nasıl kurduğumuz, bizim için engelleyici olabileceği gibi, yapıcı enerji umut verici ve hayal gücünü teşvik edici de olabilir. O yüzden ‘Ayağı çukurda’ çok ağır gelir bana.”

İlham verenleri unutmayalım

Oysa yaşlılık pek çok ilham verici hikayeyi de içinde barındırıyor. Yüzyıllar öncesinden Cicero’nun yazdıklarına kulak verelim: 

“Yaşlılık insanı işlerden uzaklaştırırmış. Hangi işlerden? Gençlik ve güç isteyen işlerden mi? Yaşlılara göre beden güçsüz olsa da manevi güçlerle yapılabilecek işler yok mudur? Q. Maximus hiç mi bir şey yapmıyordu? Ya senin babana, Scipio, tam bir insan olan oğlumun kayınbabası L. Paulus’a ne dersin? Ya öteki yaşlılar, düşünceleriyle, öğütleriyle devleti koruyan Fabricius, Curius, Coruncaniuslar… Bunlar elleri boş mu duruyorlardı? Appius Claudius yaşlılığında, üstelik kör de olmuştu ama gene de senato Pyrrhos’la barışmaya, anlaşmaya yanaştığı sırada Ennius’un şiirine soktuğu şu sözleri söylemekte duraksamadı: Şimdiye dek başınızda olan aklınız nereye gitti de çılgınlar gibi yolunuzu şaşırdınız?”

Yaşlıların kahraman olduğu hikayeler yok mu peki? Olmaz mı? Gerçek kahramanlar kim sorusunu sormak tam burada yerinde:

“Kült sinema filmlerinden Karate Kid’de Daniel’e sürekli boya yaptıran, araba yıkatan, ev temizleten gizemli Bay Miyagi’yi; Star Wars serisinde Luke Skywalker’ı kendi yetiştirdiği Darth Vader’a karşı koruyan Obi Wan Kenobi’yi hatırlayın. Bu karakterler de doğrudan aksiyonun içinde yer alan, kendilerini tehlikenin ortasına atarak genç kahramanın önünü açan yaşlı bilge arketipleri olarak karşımıza çıkıyor. Star Wars örneğinde genç-yaşlı ikiliğine dair ders alınası ilginç bir detay daha var: Anakin Skywalker (sonradan Darth Vader) gençliğinin ve gücünün zirvesine ulaşıp güç zehirlenmesine kapıldığında hocasını küçük görür, ‘ihtiyar Obi Wan’ın genç Anakin’e öğretecek bir şeyi kalmadığını’ düşünür; fakat bu küstahlığın bedelini onunla girdiği bir dövüşü ölmekten beter şekilde kaybederek öder. Son dönem Amerikan sinemasının popüler filmlerinden; Bruce Willis, John Malkovich, Helen Mirren, Morgan Freeman gibi oyuncuların yer aldığı RED’i de bu bağlamda anmak gerekiyor. Filme adını veren RED, ‘Retired, Extremely Dangerous’ın (emekli, son derece tehlikeli) kısaltmasıdır. Filmdeki çoğu 60-70 yaş civarı karakterler bu sıfatın hakkını vererek fiziksel yönden kendilerinden çok daha üst düzeydeki ‘küstah’ gençleri tecrübeleriyle alt ederler.”

İlham veren pek çok hikaye var. Güney Kore’nin moda ikonu Choi Soon Hwa, hayatını belgesellere adayan ve bu konuda çığır açan David Attenborough, 60’lı yaşlarından sonra yazdığı kitaplarla kendine bir yer edinen siyasetçi Cahit Kayra, görmeyi yeniden öğrenen, bu konudaki deneyimlerini okuruyla paylaşan John Berger, yaptığı icatlarla dünyanın ilgisi çeken Hasan Kum ve daha niceleri. 

Yaşlılara saygı haftası yalnızca saygı duymamız gereken insanları değil, korkmamamız gereken bir dönemi de hatırlatmıyor mu?