Görmeyi Yeniden Öğrenmek

John Berger 2017 yılında, 90 yaşında vefat ettiğinde çağımızın en önemli düşünürlerinden biriydi. Berger’in hayatı boyunca görmenin konuşmadan önce geldiğini anlatırken, kendi de “görmek” ile sınandığında, bu deneyimi de bize sunmayı başardı. Berger hem görmeyi yeniden öğrendi, hem de bu yeniden öğrenme sürecini paylaştı. Katarakt bu dönemin eseri.  

Denemeci, sanat eleştirmeni ve hikaye anlatıcısı Berger, hayatı boyunca farklı yazınsal türlerde gezinse de, sanırım en çok görme biçimlerimiz üzerine kafa yormuştu.  Yazarın, tüm dünyada çığır açan çalışması Görme Biçimleri kitabında görmenin konuşmadan önce geldiğini ve dünyayı esasen görerek anlamlandırdığımızdan bahsediyordu. Peki, görme üzerine kültürel, estetik ve politik olarak bu denli yoğunlaşan John Berger görme bozukluğu yaşarsa ne olur? Yazar, 2009 yılında geçirdiği katarakt ameliyatı öncesi ve sonrası yaşadığı deneyimi kaleme aldığı, Selçuk Demirel tarafından görselleştirildiği kitabı Katarakt tam da bu soru üzerine yoğunlaşıyor. Kitabı takip eden bir de belgesel var: John Berger’in katarakt sonrası dönemine odaklanan ve 90. yaş günü sebebiyle Cordelia Dvorak’ın çektiği “John Berger or Art of Looking”.

Katarakt’ta, yıllar boyunca, dünyanın dört bir tarafından hikayeler toplayıp bize anlatan Berger, bu sefer kendi hikayesinde başrolde. Berger, teşhis konulduktan sonra yaşadığı deneyime bir hikaye anlatıcısı gibi yaklaşarak gözünün geçirdiği değişiklikleri not alıyor. Selçuk Demirel de, Berger metinlerini ve onun iç dünyasını etkileyici bir şekilde resimlemiş. Yazarın, katarakt deneyimi aynı zamanda başka insanlar için de kıymetli bir kılavuz. Örneğin Doğan Hızlan, katarakt ameliyat öncesi Berger’in kitabından başına gelebilecekler üzerine bilgi sahibi olmuş.

Gözün belleği ve yeniden görme biçimi

Katarakt, Yunanca demir kafası anlamına geliyor. Rahatsızlık kısaca, göz merceğinin saydamlığını yitirip, görmenin giderek bozulması olarak da tarif edilebilir. Dolayısıyla, katarakt gözünün aşina olduğu bakış açısı hafızasının bozulmasına neden olmakta. John Berger de kitabında, gözle ilgili rutinin bozulmasını doğrudan bellekle ilişkilendiriyor. “Gözleriniz ilk kez gördüklerinizi yeniden hatırlamaya başlar. Bu yüzden gözlerinizin ameliyattan sonra karşılaştıkları bu durum bir çeşit görsel yeniden doğuşa benzer.”  

Berger’in operasyon sırasında yaşadığı deneyimi bellek ve ışık üzerinden yorumlaması boşuna değil. Katarakt sonrası edindiği yeni görme biçimleri bir nevi yeniden doğuşu imliyor. Yazar, kitap boyunca renkleri, gökyüzünü, objeleri, çiçekleri yeniden eskisi gibi görüp algılamaya, aşina olduğu dünyayı hatırlamaya başlıyor. Görmeyi hatırlamada da eskinin bir tekrarından çok, yeni bir görme biçimi var hiç kuşkusuz. Gözleri iyileştikçe Berger, bir taraftan renklerin tonlarını hatırlamaya başlarken, diğer taraftan da onları sanki ilk defa görüyormuşçasına bir tazelik de sunmuş. “Kimi yeşillerin, morların, galibardaların ve grilerin içine karışan maviler. Sanki gökyüzü yeryüzünün öbür renkleriyle randevusunu hatırlıyormuş gibi.” Bu tazeliğin kaynağı da ışığın aydınlattığı ortam ve oraya her baktığımız gördüğümüz yeni anlar olsa gerek: “Hayatı ve görünürlüğü mümkün kılan ışık. Belki de burada ışığın metafiziğinden söz ediyoruz. (Işık hızıyla yol aldığımızda, zamansal boyuttan ayrılıyoruz demektir.) Işık hangi nesneyi aydınlatırsa, gerçekte milyon yıllık bir dağ ya da deniz de olsa, ona hiç değişmemiş gibi bir ilklik niteliği kazandırır.” 

Berger, operasyon süresi boyunca görmeyi yeniden hatırlamaya çalışırken rahatsızlık sebebiyle bakış açışındaki farklılıkları deneyimle şansı oluyor. İlk olarak sol gözünden bir operasyon geçiyor. Bir süre kataraktlı gözle, tedavisi tamamlanmış göz arasındaki algı ve bakış farkını anlamlandırmaya çalışıyor. Bir gözünü kısıp baktığı dünya farklı, diğer gözünü kısıp baktığı manzara değişik geliyor. İki göz aynı açıdan etrafı farklı şekilde algılaması onu ışıkla kurduğumuz ilişkisinin önemini anımsatıyor. Manzaraya ya da objelere düşen ışık hüzmeleri ona her daim yeni bir şey gösterebilmiş:

“Katarakt ameliyatı gözlere büyük ölçüde kaybettikleri görme yeteneğini yeniden kazandırır. Ne var ki, yetenek ister istemez belli ölçüde bir çabayı, dayanıklılığı aynı zamanda da iyi huyluluğu ve uyumluluğu gerektirir.”

Katarakt bugün kolaylıkla tedavi edilebilen rahatsızlık olsa da, bakışa dair bir alışkanlıkların değişmesi nedeniyle de ismiyle korkutuyor. Bu değişimin izleri görmeyle ilgili bozukluklar başlayınca da farklı boyuta taşınıyor. Bir zamanlar yakın gözüken objeler, harfler, kelimeler giderek silikleşip, görüş açımızdan uzaklaşırken, bir gözlükle uzaklaşanları yakına çağırırız. Görmeyle ilgili tüm bu çabalarımız dünyayla kurduğumuz ilişkiyi de biçimlendirir. Göz kapaklarımız her açılıp, kapandığında yeni bir dünya ve bakış ortaya çıkar. Bu bakışta da her yaşta yakalanabilecek bir tazelik var. John Berger’in 90 yıllık ömründe neşeyi asla kaybetmeyip, hayatla hep kuvvetli bir bağ kurabilmesinin ardında da yatan bu sanırım; etrafını, renkleri, değişimi görebilmek, bakılan yerde yeni olanı yakalayabilmek… John Berger’in kitabı ve yaşadığı deneyim bize en çok bu hususu hatırlatıyor. 

Kapak Fotoğrafı: John Berger 1980 Photo © Jean Mohr
Musée de l’Elysée, Lausanne