Onlar da benim çocuğum gibi

Hayvanlarla kurulan ilişki, insanın hayatına dokunan en güzel şeylerden biri. Dili olmayan bu varlıklara yardımcı olmak, onlarla bir hayatı paylaşmak çoğu zaman bir insan için de umut kaynağı oluyor. Kediden köpeğe, kuştan balığa hayatını hayvanlara adayan insanlarla konuştuk. Onların hikayeleri, bu sevginin yaş tanımadığının da kanıtı. 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü öncesinde bu hikayeleri konuştuk.

“İlk köpeğim 4 yaşında olmuştu. Annem eve girmesine şiddetle karşı çıktığı için, onu bahçede besler, evden kaçırdığım yemekleri onunla paylaşırdım. Bu sevgim hiç azalmadı, giderek arttı.”

Fatma Hanım köpeklere olan sevgisini böyle anlatıyor. 67 yaşında, emekli. Vaktinin çoğunu baktığı hayvanlara adamış. Evinde baktıkları dışında, sokaktaki köpeklerin de mahalle mahalle durumunu biliyor:

“İlk durumum düzeldiğinde, 38 yaşındaydım o sıra, hemen bir köpek sahiplendim. Ben hiç bir hayvana bugüne kadar para vermedim. Gidip bir dükkandan seçip almadım. Hep onlar beni seçti. İlk köpeğim Çakıl Marmaris’te peşime takılmıştı. Kimbilir kim bırakmış gitmiş? Onunla çok iyi anlaşırdık. Sokakta çok kaldığı için sağlığı iyi değildi. 3 yıl sonra kaybettim.  Sonra köpek sahiplenmek isteyen bir yakınımız, aldığı golden retrivera bakamayınca, başka birine verdi. Hayvan oradan da tüyleri uzun diye gönderilince, duruma el koydum, o yavruyu yanıma aldım. Adını da Lucky koyduk. O benim evladım gibi oldu. İnanır mısınız? 8 sene işe beraber gittik geldik. O hayvan, ben çocukken köpek istemeyen anneme arkadaşlık etti. Annem son yıllarını alzheimer hastası olarak geçirmişti. Lucky gider gelir, ona göz kulak olurdu. Sonra onu da kaybettik.”

Bu kayıp Fatma Hanıma büyük acı vermiş. Yine de iki köpek daha sahiplenmiş. Bu köpekler de uzun süre sokakta olmanın zorluğunu yaşamış hayvanlar. Birinin kulağındaki iltihap en son büyük bir ameliyat geçirmesine neden olmuş. Fatma Hanım bu işlere koştururken hiç yorulmadığını söylüyor:

“Bu hayvanların ağzı var dili yok. İyi olmadıklarında gözünün içine bakıyorlar. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağı gelince en çok aklım sokak hayvanlarında kaldı. Onlara yemek hazırlayıp akşamları götürüyorduk. Ben çıkamadım ama genç arkadaşlar gitmeye devam ettiler. Fotoğraf çekip paylaşıyorlardı. Hayvan Hakları yasasının bir an önce çıkması gerekiyor. Bu sadece hayvanseverlerin isteği değil, bu insanların ortak beklentisi.”

Kuşlarımla konuşuyorum

Hüseyin Beyin 4 tane kanaryası var. İki de hint bülbülü almış yakın zamanda. Karısı ve bir oğluyla beraber yaşıyor. 70 yaşında. Kanarya Hüseyin Bey için bir tutku. Ne zaman nasıl öttüklerinden, ne zaman ne yediklerine kadar herşeyi detaylı bir şekilde biliyor:

“Kanaryalar çok soğuk sevmez, aşırı sıcak istemez ama rüzgara hiç gelemez. Eğer rüzgarlı bir yerde durursa üşütür, sesi kısılır, istemediğimiz şeyler olur. O yüzden onları evin sabah güneşi alan yerinde üstleri örtülü uyumaya bırakırız. Sonra üstünü açınca bir şakımaya başlar, iki sokak aşağıdan gelir sesi.”

Boncuk, Leyla, Miskin ve Limon isimli kuşlarının dışında, İstanbul’daki diğer kanarya türlerine de ilgili. Arada çıkıp gözlem yaptığını, doğadaki kuş seslerini dinlediğini, arada başka kanarya tutkunlarıyla biraraya gelip, yem, vitamin alışverişi yaptıklarını söylüyor:

“Oğlumuz bir kaza geçirdi. Karı koca çok zor günler geçirdik. O sıralarda da kuşları çok severdim. Fakat o zorluğu yaşadıktan sonra, oğlan iyileşir iyileşmez, gidip iki tane kuş aldım. Sonra çoğaldılar elbette. Onların kendi kendilerine oynaması, şakıması, güneşlenmesi derken izleye izleye mutlu oldum.”

Bu hayvanlar bizim dostumuz

Funda Hanımın trajik bir hikayesi var. Eşini 15 yıl önce kaybetmiş ve o zaman baktıkları kedileri Kestane de ondan kısa süre sonra ölmüş. Aslında bu iki olay moral bozucu olsa da Funda Hanımı kedi sahiplenmekten alıkoymamış:

“Başkaları bu olaylardaki mutsuz tarafı görebilir. Bense şöyle düşündüm, bir canlı var ve beni ne kadar çok seviyor. Ben onlar için ne yapabilirim? Sonrasında tamamen tesadüfen bu kez sahibini kaybetmiş bir kediyi sahiplendim. Sonra ona başka bir sokak kedisi eklendi derken, iki kedim oldu. Şimdi Muhsin ve Şehnaz benim en iyi iki arkadaşım. Hastalandığımda bile inanır mısınız, başımdan ayrılmıyorlar.”

Funda Hanım oturduğu mahallede muhtarlığın da desteğini alarak sokak hayvanları için bir sandık oluşturulmasını sağlamış. Bu sayede zor zamanlarda bile hayvanlara bakım sağlamak için bir bütçeleri var:

“Evdekiler dışında, sokakta da, barınaklarda da bakmamız gereken hayvanlar var. Barınaklarda gönüllü olarak çalışıyorum, onun dışında mahallede oluşturduğumuz sandık sayesinde mama ihtiyaçlarını karşılamakta zorluk çekmiyoruz.”

Bu da torun emaneti

Kızının oğlu için sahiplediği kedinin böbreklerinde sorun çıkınca Ayşe Hanım bakmaya başlamış:

“Kızım mesaili çalıştığı için veterinerle, bakımla benim kadar çok uğraşamıyordu. Miya’yı ben aldım. O da bana can yoldaşı oldu. Hem torunum geldiğinde hasret gideriyor, hem benim içim rahat ediyor. O da bir çocuğum gibi.”

Evde akvaryumu olduğu için ilk başlarda tereddüt etse de şimdi herkes birbirine alışmış:

“Eşim balıklara düşkündür. Akvaryumu olduğu için başlarda istemedi. Miya da ilk zamanlar biraz yaramazlık yapıp beni korkuttu ama sonra alıştık birbirimize. Yine de salonun kapısını açık bırakmıyoruz.”