Anneyi mutfağa kapatmak

Küresel salgının ilk aylarını, evimden uzakta,  9 metrekare bir odada geçirdim.

Hem annem hem ağabeyim yüksek risk grubu içindeydi, salgın koşulları aile dayanışmasını gerektirdi vs. vs..

Sonra normalleşmeyle birlikte Mordoğan’a döndüm.

Aylarca dört duvar arasında  çoğunlukla yalnız takıldıktan sonra, yan yana sıralanmış bahçelerin, masaların, şezlongların arasına; birbirinden bir sosyal mesafe boyu kadar uzak kalabalıkların içine ışınlanmış oldum.

Mordoğan, sahil kesimi, siteler ve yazlık konutlarla dolu bir yer. Salgınla birlikte yükselen “steril ve izole bir ortamda, sevdiklerinizle başbaşa güvenli bir tatil istemez misiniz?” konseptine uyan haftalık/sezonluk yazlık konutlar burada gayet bol ve çeşitli.

Peki etrafta kimler var?

Çalışan anne babalar ve onların normalde yılın o vakitlerinde yaz kampı, dil kursu, hiç bitmeyen şuna hazırlık buna hazırlık kursu, arkadaşlarla ders çalışma gibi gerekçelerle evden uzakta takılması beklenen, ama bu yıl salgın nedeniyle anaokulu ayarlarına geri dönmek zorunda kalan ergenlik çağındaki çocukları….

Kızını, oğlunu, gelinini, damadını, torununu, onların en yakın okul, iş, mahalle arkadaşlarını da toplayıp gelmiş büyükanne ve büyükbabalar…

Üç beş arkadaş toplanıp ev tutan, kimi uzaktan çalışan kimi adı henüz konulmamış bir işsizlikle boğuşan arkadaşlar, çiftler, tekler.

Görebildiğim kadarıyla gelenlerin bir kısmı gerçekten de “rüya gibi” bir tatil geçirdi. Eğlendi, dinlendi. Yepyeni umutlarla, enerjiyle döndü evine. İkinci grup geldiğinden de yorgun, gergin, onca beklenen tatilin ne olduğunu anlamadan bitmesine öfkeli, buruk döndü.

İkinci gruptakilerin ortak bir özelliği dikkatimi çekti: “Anneyi mutfağa  kapatmak”.

Kadının yeri

Salgın ve karantina koşullarında ev ve aile içi şiddet, hem Türkiye’de hem dünyada arttı. Bu bir sır değil, araştırmalara da konu olmuş bir gerçek.

Benim dikkati çekmek istediğim ise iş “kaba şiddet” boyutuna varmadan çok önce çalan alarm zilleri. Salgın boyunca ev içi iş yükünde yaşanan artış ve bu yükün nasıl dağıldığı.

Artış ne? Uzaktan eğitim, çocuğun ödevi, dersi, dört duvar arasında sıkıntıdan patlamasın diye gönlünün eğlenmesi; dışarıdan eve giren her bir nesnenin, temas ettikleri zeminlerin, hepsinin defalarca silinmesi paklanması yerleşmesi; tek başına yaşamakta güçlük çeken aile büyüklerinin, kreşler anaokulları kapanınca ortada kalan çocukların- torunların bakımı; hiç bitmeyen, bitmediği gibi, evde ekmek yapma, yoğurt, peynir mayalama, balkonda domates biber yetiştirme, terasta salça, pestil, meyve cipsi  üretme gibi etkinliklerle daha da çeşitlenen mutfak/balkon işleri….

İzolasyonda kadının durumu

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) Mayıs ayında, Türkiye çapında 2 bin 407 kişiyle yaptığı araştırmaya göre,  salgında okullar da kapandıktan sonra kadınlar için gün içindeki ücretsiz iş yükü 2,9 saatten 4,5 saate çıktı. Erkekler için ise 0,3 saatten 1,1 saate yükseldi.  

Başka bir deyişle; izolasyon sürecinde kadınlar, ev içi ücretsiz işler için erkeklerden 4 kat daha fazla çalışmak zorunda kaldı.

UNDP, işin olumlu yanına da bakmış: Buna göre izolasyon sürecinde erkeklerin ev işine ayırdıkları süre “5 kat” artmış oldu. (1,1 saate yükseldi.)

Ancak, bu süreçte erkeklerin ücretli olarak çalıştıkları işlerde günlük iş yükleri 1,2 saat azaldı. Yani “yük” bir alanda arttı ama bir alanda azaldı.  

Kadınlarda ise tam tersi oldu: Ücretli olarak çalıştıkları işlerde de iş yükleri ortalama 1 saat daha arttı. Çalışan bir kadının ev içi artı ev dışında günlük çalışma süresi ortalama 10 saati buldu.

Türkiye böyle, dünyada nasıl?

Cambridge, Oxford ve Zürih üniversitelerinden iktisatçıların 9 ile 14 Nisan tarihleri arasını inceleyen araştırmasına göre, ortalama bir anne, izolasyon koşullarında, ücretli bir işte çalışşın veya çalışmasın her gün çocuk bakımı ve eğitimi için 6 saat harcadı. Buna karşılık evde bulunan -çalışan ya da çalışmayan- ortalama bir babanın aynı işlere ayırdığı zaman 4 saatin biraz üzerindeydi.

Evde, eşit ortam, eşit koşullarda, ortalama bir anne çocukların evden eğitimi için babadan yüzde 10-yüzde 30 daha fazla zaman harcadı.

Görünüşe göre kadın ve erkeğin ev içi emeğinde yüzde 10-30’luk fark bile önemsenmiş ki, bu “eşitsizlik” İngiltere’de pek çok kez haber oldu.

Akdenizli, “bize biraz daha çok benzeyen”, annecil İtalyan ailelerde durum nasıl? Kadın ve çocuk hakları derneği We World ile Ipsos araştırma şirketi tarafından yapılan ankete göre kadınların yüzde 60’ı salgın ve karantina süresince ailenin bütün işlerini tek başlarına yaptı. Bu kadınlar günlük ev işlerinin yanı sıra, aile büyüklerine yardımcı olma, çocukların bakımı, uzaktan eğitimi gibi ek işlerle de, çoğunlukla tek başlarına uğraştı.

Ve araştırmanın bana göre en sarsıcı bölümü:  

Araştırmaya göre, her 2 kadından 1’i bu dönemde gelecek planlarını ertelemek ya da iptal etmek zorunda kaldı. Erkeklerde ise bu oran 5’te 2 oldu.

Mutsuz olan, mutsuz eder

Aile, toplum dediğimiz şey; çoğunlukla kapalı bir sistem, bu bütünün bir parçası sürekli mutsuz ve öfkeliyse, diğerlerinin mutlu/huzurlu/anlamlı bir hayat sürmesi imkansız. Mutsuz olan, mutsuz eder ve bu zincirleme reaksiyon halinde sürer.

Yeniden Mordoğan’a döneyim. “Steril ve izole bir ortamda, sevdikleriyle başbaşa güvenli bir tatil isteyen” ve üstelik bunu karşılayacak durumu da olanların nispeten avantajlı dünyasında, hem de tatil gibi rahat koşullarda bile yanlış giden bir şey var.

Tatilci ailenin yaş grubundan, kalabalık veya çekirdek, modern veya muhafazakar aile olmasından bağımsız bir durum bu…

Tatil derken kastettiğim salgın sürecinde sık sık dışarı çıkmaktan da çekinir hale geldiği için insanlar, uzun sofralar kurmak, sohbet, yüzmek, güneşlenmek, biraz yürüyüş, etrafı gezmek, kafa dinlemek demek. Bu sırada emaneten bulunduğun evde de bir temizlik- düzen standardı tutturmak lazım, evet.

Birlikte ev işi yapma kültürü olan aile/gruplarda sofra kurma kaldırma, evin şöyle bir derlenip toplanması, çamaşır, ütü hep birlikte, bir çırpıda yapılan bir iş. “İşler bittiğinde” herkese ya grupla birlikte takılıp gülmek eğlenmek ya da köşesine çekilip kafasına göre takılmak için bol bol vakit kalıyor.

Birlikte ev iş yapma alışkanlığı olmayan aile /gruplarda ise, tatil, “anne”nin tek başına mutfak denen zindana kapatılması ve tatil sonunda bir ejderha halinde oradan çıkarılması demek.

“Siz gidin gidin…”

Uzun kahvaltılar, börek şovları, 5 çayları, denize inenlerin nevalesi derken fahri turizm işçisi olarak saatlerce ocak başında kalan anne/anneanne, gün içindeki programlara ya çok yorgun bir halde ya çok geç katılıyor ya da hiç katılmıyor.

Çocuklar, haklı olarak ilgi bekliyor. Sahillerde yaz boyunca en çok duyulan ses, tam o an yapmakta olduğu şeyin dünyanın en önemli ve acil şeyi olduğuna kalpten inanan çocukların susmaksızın “anne anne” diye bağırması. Anne duymadıkça/duymamazlıktan geldikçe hayal kırıklığına uğrayan ve giderek hırçınlaşan bir ses.

İşleri paylaşmayan gruplarda/ailelerde annelerin/ anneannelerin, babaannelerin bu haykırışlardan kurtulmak; hiç değilse üstlerindeki çocuk bakımı yükünü biraz azaltmak için sıkça başvurduğu yöntemlerden biri de, çocuğu grupla birlikte denize, gezmeye yollamak kendi “evde kalıp biraz temizlik yapmak”, “zaten o gün pazara gidecek olmak”.

Salgın koşullarının getirdiği hassasiyetle her gün tek başına elektrik süpürgesi çalıştırmak, kapı cam evye klozet parlatmak, tek başına gittiği pazarda küfe küfe aldığı sebzeleri meyveleri yıkamak yerleştirmek, tatil sonu yaklaşırken aman ziyan olmasınlar diye kilolarca meyveyi sebzeyi dondurmak, kurutmak, turşusunu kurmak için uğraşmak. Elbette, çoğunlukla tek başına.  

Akşam yemeği

İnsan topluluklarının sesi, uzaktan kuş sürülerinin, caz veya senfoni orkestralarının sesi gibi gelir.

Belirgin bir canlılık vardır, sesler birbirine dolanır, can verir, karşılık verir, ritimler, melodiler, diyaloglar oluşturur, birbirini güzelleştirir.

Tatilde, yapılması gereken sınırlı sayıda işi paylaşmış, birlikte halletmiş, günü birlikte veya ayrı gönlünce geçirmiş gruplar/aileler, uzun akşam yemeklerinde bir araya geldiğinde masadan yükselen ses, bence tam böyle bir ses, böyle bir müzik.

Tersini yapmış, rutin ev işlerini anne/anneanne/babaannenin sırtına yıkmış ailelerde manzara farklı. Örneğin, sıradan bir sahne:

Anne açılışı o gün ne kadar yorulduğunu anlatarak, yaptığı işleri tek tek sayarak, şikayet ederek yapar. O kadar çok uğraşmış didinmiştir ki hataya tahammülü kalmamıştır, kalan işi de paylaşamaz, yardım etmeye kalkanları çok sayıda emir ve direktif yağdırarak yıldırır: O tabağı bırak, bunu al, o çatal olmaz bu çatal, önce şunu değil bunu ye….

Sözleri hiçbir anlamlı karşılık bulmaz, diyalog oluşturmaz, susar. Veya zaten o kadar yorgundur ki zaten hiç konuşmamıştır.

Baba, annenin ardından ya tamamen sessizliğe gömülür ya da bu kez o alır sazı eline, uzun uzun bir şeyler anlatmaya başlar.

Ancak gün boyu birlikte yaptıkları tek şey, yan yana şezlonglarda yatıp aynı ufka bakarak kendi dünyalarında ayrı ayrı sıkılmak olan insanların birbirlerinin anlattıklarını ilginç bulması mümkün olmaz. Bir süre sonra yüzler birer birer cep telefonlarından vuran ışığın nuruyla aydınlanmaya başlar, masada tek başına konuşan bir baba ve dıtdıtdıt telefon kurcalama  sesleri kalır

Baba susar, kızı başlar. Biraz teknoloji biraz mevzuat bilgisi gerektiren bir konuda, diyelim basit bir online sigorta işlemi, uzattıkça uzatır, babasının neyi anlamadığını, anlamak istemediğini de anlamaz, ertesi gün birlikte 2 dakikada yapıp bitirecekleri bir işlemi saatlerce detay detay, ezberletmek ve ardından da bu başarısını alkışlatmak istercesine sabit bir inatla anlatır.

O an damat/büyük oğul için tek çıkar yol uzaktan çalışmanın ipine sarılmaktır, açar telefonu, incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele için bütün Mordoğan sahilininin duyacağı teatral bir sesle, saatlerce konuşur. Dış alım satımdam emlağa, bankacılıktan yazılıma, medya ve kabzımallığa her türlü iş kolunda, bütün şirketlerde neler dönüyor; personelden prosedüre ne nedir kim kimdir, kim kimi satmış, kimin ayağı kaymış, isim isim detay bütün sahil öğrenmiş oluruz.

Küçük oğlan/kız da masada istediği ilgiyi, karşılığı göremeyip yaygarayı bastığında manzara tamamlanır. Çocukların hayret uyandırıcı ve sevdiğim bir özellikleri var, mükemmel bir biçimde replik ezberliyorlar. Çileden çıkmış bir çocuğa gerçekten kulak verirseniz, annenin, babanın, büyük kardeşlerin, büyük annelerin büyükbabaların birbirlerinin yüzüne söylemeye cesaret  edemeyip arkalarından söylediği veya söylese de duyurmadığı usanç, öfke, kırgınlık, suçlama dolu cümleleri tek tek duyabilirsiniz. Bunlar  birer yardım çığlığıdır, çocuklar hepsini duyar, bir biçimde hatırlar ve tekrar eder.

Bu aile size çok tanıdık geldiyse naçizane tavsiyem: Çocukları duyun, anneleri mutfağa kapatmayın, kapatanlara izin vermeyin, hatta deyin ki onlara, madem ailesiniz, ailece tatildesiniz, günlük işleri, ev işi ve sorumluluklarını, cinsiyet ve yaş ayrımı yapmadan adilce paylaşın. Sonrası özgürlük sonrası güzellik, neşe. Garanti ediyorum.