Şimdi her yaşta okullu olduk

Pandemi süreciyle beraber hayatımıza giren online eğitim pek çok şeyi değiştirdi. Evlere kurulan sınıflarda eğitim almaya çalışan çocuklara eşlik edenler için de hayat artık eskisi gibi değil. Torunlarıyla beraber online eğitimin bir parçası olanlara “Online eğitimle hayat nasıl” diye sorduk. Cevaplar, eğitimin herkes için yeni bir deneyim olduğunu ortaya koyuyor. 

“Sabahtan beslenme hazırlar gibi yiyeceklerini hazırlıyorum. Ara verdiklerinde o yiyeceklerden yedirmeye özen gösteriyorum. Bir de bilgisayar başından hemen kaldırıp biraz yürütmek, hoplatmak, enerjisini atmasını sağlamak gerekiyor. Aksi takdirde hımbıllaşmasından korkuyorum.”

Çocukların online eğitimi onlar kadar onlara eşlik eden aile fertleri için de yeni bir deneyim. Kızı ve damadı sağlıkçı olduğu için hafta içi torununa bakan 56 yaşındaki Feryal Hanım için bu yeni düzen biraz bunaltıcı:

“Torunum Irmak 3. sınıf öğrencisi. Eskiden de hafta içi sorumluluğu bendeydi, o zaman okul çıkışı okuldan alıyordum. Şimdi online eğitime geçilmesiyle beraber yeni bir hayata başladık. Çocuk bilgisayar başında olduğu zamanlarda siz de onun yanında yöresinde olmalısınız. Bazen dikkati dağılabiliyor. Dersi bitince oyalanacak bir şey istiyor. En önemlisi ders saatleri boyunca eve bağımlısınız. Bunun da zorlukları var. Yiyeceklerini hazır ediyorum. Sanki gerçekten okula gidiyormuş gibi hissetmesi için belli rutinleri korumaya çalıştım. Ben de 40 yıl sonra yeniden okullu olmuş gibiyim.”

İnternetin sırlarını çözmüş gibiyim  

Emin Bey internet kullanmayı sevmeyen bir insan olarak torunuyla bu süreçte ilgilenmek ona biraz zor gelmiş:

“Bilgisayar başına oturduğumda boş ekrana bakıyor gibiydim. Şimdi dersleri takip ederken, bağlantı mı koptu, şuradan mı bağlanılacak, buradan mı bağlanılacak diye diye bütün sistemi çözdüm. Şimdi ben de okullu oldum.”

Eşiyle dönüşümlü bu süreci yürütüyorlar:

“66 yaşındayım. Torunlarımızın biri 8, biri 11 yaşında. İkisinin de anne babası çalışıyor. Annesi bazen evden çalışsa da, çocukları yine biz alıyoruz, çünkü rutinlerinin takip edilmesi gerekiyor. Zaten enerjisi yüksek bir insanı saatlerce bilgisayar başında oturmaya ikna etmek zor. Çocukların fiziksel sınırlamaları da oluyor. Enerjilerini atamıyorlar. O yüzden şöyle bir sistem bulduk. Mesela ders bitince, çarşı pazar işimiz varsa beraber çıkıyoruz. Bu arada onlar da yürüyor, enerjilerini atıyor, biraz bizim buradaki parka gidiyoruz. Bana da değişiklik oluyor. Sosyal mesafe gerektiği için meyve suyumuzu falan yanımıza alıp kendimize uzak bir köşe bulup oturuyoruz. Gözleri dinleniyor, ben de dinleniyorum.”

Bilgisayarla tanıştık

Berna Hanım şimdiye kadar eve bilgisayar almak ihtiyacı hiç duymamış. Ne zaman ki torununa evden bakması gerekmiş, o zaman bilgisayarla da tanışmış:

“Akıllı telefonla herşeye bağlanıyordum. Bilgisayar gereksinmem yoktu. Torunlarıma bazen ben bakıyorum, bazen anneanneleri. Okul düzeni değişince evim daha yakın olduğu için daha çok bana gelmeye başladılar. Çocukların sabahın köründe dersi başlıyor. Ellerinde bir bilgisayar var. Ben de aldım, iki oldu. Böylece ikisi iki ayrı odada ders takip ediyor.”

Onu şaşırtan kendisini bu sisteme hızla adapte olması:

“Ben çok daralacağımı düşünmüştüm. Eskiden çocuklar okuldayken çıkar işlerimi hallederdim. 62 yaşındayım, sabah yürüyüşümü de aradan çıkartıyordum. İlk başta daralacağımı düşündüm ama çocukların ne kadar zorlandığını görünce bütün motivasyonum onların konsantrasyonunu sağlamak oldu. Hatta bunun için bir sürü video izledim.”

Çocukların aralarda yapabileceği aktiviteleri anlatan videoları izlemiş:

“Bunlarla beraber dikkat dağınıklığını azalttık. Bir de beslenme tarzını değiştirdim. Artık daha sağlıklı atıştırmalar veriyorum. Hem bilgisayar başında oturuyorlar, hem enerjilerini atamıyorlar, hem dikkatlerini vermeleri gerekiyor. Bunlar abur cuburla sağlanamaz.” 

Vicdan azabı duyuyorum

Doktor Duygu Hanım, çocuğunu bazı dönemler bir haftalığına bırakmak zorunda kalmış:

“Pandemi sürecinin başlamasıyla serviste geçirdiğimiz saatler arttı. Bulaşı riski olduğu için, çocuğumu anneme bıraktığım zamanlar oldu. Eşimle beraber dönüşümlü olarak bu süreci atlatmaya çalıştık. Okul süreci başlayınca anneme daha çok iş düştü. O bunu gayet iyi kotarsa da ben vicdan azabından kurtulamıyorum. Başka türlüsü olamaz mı sorusu hep zihnimi kurcalıyor.”

Buna karşın annesi Ümran Hanım durumdan şikayetçi değil:

“Eşim Mehmet’le beraber torunumuza bakmak bize iyi geliyor. Çocuğumuz bir de bunun için endişelenmesin istiyoruz. Okula başlayınca da ‘Aaaa bu neymiş, böyle miymiş’ diye diye biz de bir sürü şey öğrendik. Ne yapalım?”