Herkesi kucaklamayan cennet: Some Kınds of Heaven

Dünyanın en büyük emekli topluluğunu 23 yaşındaki bir yönetmen olan Lance Oppenheim’in gözünden izlemek ister misiniz? Some Kind Of Heaven tam olarak böyle bir film. 130 binden fazla sakine ev sahipliği yapan Florida’daki The Villages’a kamerasını yöneltiyor. İdeal bir dinlenme merkezi gibi görünen bu cennete göz atan Oppenheim yaşlanmaya dair klişeleri sorguladığı, basit ve indirgemeci fikirleri bir kenara attığı bir belgesel ortaya koyuyor. 

Gençlik çeşmesi gerçekçi mi? Gerçekten yaş aldıkça gençlikte yapamadığımız şeylere duyduğumuz özlem mi artar, yoksa bu dönemi geçirmeye mi odaklanmalıyız? Lance Oppenheim bu sorunun peşine düşmüş genç bir yönetmen. Harvard’tan yeni çıkmış ve ilk uzun metrajlı belgesel filmini The Villages’ta çekmiş. 

Oppenheim, klişeleri, sıradan ve indirgemeci yargıları bir kenara bırakarak, boş zamanlarını binlerce aktiviteyle geçirme şansı olan The Village sakinlerine “sahiden” ne istediklerini soruyor. Belgesel  ülkenin en büyük emeklilik topluluğuna bir bakış.

Belgesel daha yavaş hareket eden insanlara göre ayarlanmış hassas golf arabaları, ralliler, dans pistleri, oyunculuk atölyeleriyle dolu emeklilik kampında açılıyor. Emekliler için tam bir Amerikan rüyası. İstediğiniz ve yapamadığınız ne varsa, artık burada yapabilirsiniz. Oppenheim tam bu noktada, hayatın yalnızca aktiviteden ibaret olmadığını hatırlatan bir dokunuş ekliyor: Bir kişinin cenneti ya bir diğerine yük oluyorsa?

Bir sakinin tanımlamasıyla “sözde” bir gençlik çeşmesi olan kampta bitmeyen aktiviteler reklam filmlerinden fırlamış gibiyse de insanların hayatları pastoral bir sakinlikle geçmiyor. 

Some Kinds Of Heaven zaten tam olarak bu ironiyi göstermeye odaklanan bir belgesel. İnsani ilişkilerin ilerleyen yaşlarda da benzer dinamiklere sahip olabileceğini hatırlatıyor: Anne ve Reggie gibi 47 yıllık evli olmanız çift terapisine gitmenize engel değil ya da Barbara gibi hala tam zamanlı çalışmayı ve hayatınızın aşkını bulmayı özleyebilirsiniz. Üstelik de bunlar tam olarak emeklilik hayatının getirdiği yeni haller. Anne ve Reggie emekli olana ve bu kampa yerleşene kadar böyle bir sorun yaşamamış. 

Her insanın emeklilik hayalinin aynı olmadığını, emeklilikten sonra bir aktivite bombardımanına maruz kalmanın herkesi eğlendirmeyeceğini, hayatın gri alanları olabileceğini de hatırlamak için iyi bir çalışma. Biri “Burası üniversiteye gitmek gibi, herkes ne olmak istiyorsa olabilir” diyor. Ancak ya bir şey olmak istemiyorsanız? Ya da emeklilik hayaliniz bambaşkaysa? Siz yaş aldıkça, klişeler daha sevimli olmuyor. Eğer tatilden hoşlanmayan bir insansanız, emekliliğinizde havuz kenarında limonata içmek içmek sizin için yine cazip olmayacak. 

Film, yaşlanma ve emekliliği tartışmaya açarak nadiren tartışılan gerçekleri sorgulama imkanı sunuyor. Bu mükemmellik abidesi mekanda “mükemmel” olmayanlar için bir yaşam alanı bulunmaması da ayrı bir mesele. Mental sorunlar yaşayanlar ya da fiziksel aktivitelere katılacak gücü olmayanlar için de emeklilik kampları yeterince kapsayıcı mıdır? Bu sorunun cevabı maalesef, hayır. 

Some Kind of Heaven yaşlılar için bir Disneyland fikrinin pürüzlü noktalarına odaklanan, kadraj dışında kalanları görmeye çalışan bir film. Azınlıkta kalan sakinlerin de ne kadar güçlü bir hayat hikayesi olduğunu gözler önüne seriyor, bir emekli kampına girecek imkana sahip değilseniz başınıza gelebilecekler hakkında bir fikir veriyor. Maddi imkanlara sahipken de böyle bir kampın sizin için ne kadar zorlayıcı olduğunu hatırlatıyor. 

Lance Oppenheim ilk çalışması olmasına rağmen, yaşlanmanın klişeleri, yaşlanan insanların içine düştüğü sorunlar ve bunların görünür olması konusunda gerçekçi bir film ortaya koymuş. Karamsar yanları gösterirken de gerçekçi ve bunu insanın zihnine bir pencere açarak yapıyor.  

Son derece eğlenceli bir belgesel. İşe yaramayan konseptlere gülerken, insanların bulduğu çıkış noktalarının yaratıcılığına da hayret ediyorsunuz. Sonuçta, yaşlanmak da bir insan hali ve bunu ideal forma sokmaya çalışmak yerine olduğu gibi kabul etmek belki de herkes için işleri daha da kolaylaştıracak, kimbilir?