Sonbahara bağışıklığınızı güçlendirerek girin

Güçlü bir bağışıklık en çok ihtiyaç duyduğumuz şey. Eylül ayı geldi, değişen hava sıcaklıkları halsizlik, nezle ve grip gibi hastalıkların ihtimalini de arttırdı. Peki bağışıklık sistemini nasıl güçlendireceğiz? Basit önlemlerle bağışıklığı adım adım arttırmak mümkün. 

Eylül geliyor. Havaların giderek serinleyeceği, bedenimizin yeni duruma adapte olmaya çalışacağı günler başlayacak. Güçlü bağışıklık bu süreçte olmazsa olmazlar arasında. Bunu beslenmemizde yapacağımız ufak dokunuşlar ve düzenli alışkanlıklarla sağlamak mümkün. 

“Gerçek” besinlere öncelik verin

Nasıl beslendiğiniz sağlığınızı korumak için önemli. Sağlığı korumak ve güçlendirmek için yüksek besin değeri olan “gerçek besinleri” tüketmek yaz-kış hedefiniz olmalı. Vücudumuzun, bağışıklık sistemimizin tükettiğimiz besinlerden gelen besin öğelerine ihtiyacı var. Besin öğelerini, besinlerin içerisine saklanmış süper kahramanlar gibi çalışıyor. Bağışıklık sistemi söz konusu olduğunda ön plana çıkan öğeler A, C, E vitaminleri ve çinko minerali. Omega-3 yağ asitleri de yine immün sistemin en güçlü destek kuvvetlerinden biri. Mevsime uygun beslenerek tüm besin öğelerini kolaylıkla bağışıklık sistemimize sunabiliriz.

Renklere yer verin

Sebze ve meyve tezgahlarında kışın hakim olan koyu yeşil yapraklı sebzeler, parlak turuncu renkler boşa değil, havalar soğudukça yağlanan leziz balıklar da… Hepsi tam da bu besinlerin içerdiği vitamin ve minerallere olan ihtiyacımızın arttığı dönemlerde beslenmemize dahil olmak üzere hazırlar. A vitamini, özellikle solunum sistemi yolu enfeksiyonlarından koruyucu rolüyle etkisi kesin olarak kanıtlanmış bir vitamin. Besinlerle günlük ihtiyacımızı çok rahat karşılayabiliyoruz. Hayvansal kaynakları arasında karaciğer, yumurta, süt ve tereyağı yer alırken bitkisel olarak ise özellikle, koyu yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı vb) ile turuncu renkli (havuç, kış kabağı vb.) sebzeleri tüketeceğiniz bir diyetin; A vitamini ihtiyacınız konusunda yeterli olacağına emin olabilirsiniz. Etrafınızda soğuk algınlığı geçiren insan sayısının artmasını takiben yeşil, sarı ve turuncu renklerin de beslenmenizdeki hakimiyetinin artması gerektiğini unutmayınız. A vitamini karaciğerde depolanabildiğinden, besin takviyesi olarak bilinçsiz tüketilmesi de zehirlenmelere yol açabilir.

C vitaminini unutmayın

En temel koruyucularımızdan olan C vitaminini, suda eriyen ve vücudumuzda depolanamayan bir vitamin olduğu için günlük olarak almamız gerekiyor. Beslenmedeki C vitamini deposu gıdalarımız ise; taze sebze ve meyveler. Hayvansal besinler bu noktada C vitamini açısından oldukça zayıf, hatta birçoğunda neredeyse hiç C vitamini bulunmuyor. Yetişkin bir bireyin günlük ortalama 90 mg C vitamini alması gerekiyor. Bu teorik bilgiyi pratiğe dökecek olursak; 2 küçük boy mandalina 85 mg, 1 orta boy portakal 115 mg, 1 adet kivi 75 mg, 3 sivri biber 110 mg C vitamini içeriyor. Yani sabah kahvaltıda 3 adet yeşil biber ve gün içinde 2 adet mandalina tüketerek günlük C vitamini ihtiyacımızın üstüne dahi çıkabiliyoruz. Bu nedenle kış geldi diye eller hemen C vitamini preparatlarına değil, C vitamini zengini sebze ve meyvelere gitmeli. Emzikli bireylerin C vitamini ihtiyacı emzirmeyen yetişkin bireylere göre daha yüksek olduğundan bu dönemdeki kadınların C vitamini alımını daha yüksek tutmalarında fayda var. Yoğun stresli bireylerde, alkol ve sigara tüketenlerde, ateşli ve viral hastalıklarda, antibiyotik ve ağrı kesici kullanımı olan kişilerde de günlük C vitamini ihtiyacı daha yüksek oluyor.

Çinkosuz olmaz 

Çinko güçlü bir antioksidan mineral. Dolayısıyla bağışıklık sisteminin güçlenmesinde veya güçsüz düşüp hastalandığımızda daha hızlı toparlanmamızda önemli rol oynuyor. Besinsel çinko kaynaklarına baktığımızda özellikle hayvansal besinler, kırmızı et başta olmak üzere iyi birer çinko kaynağı. Bununla birlikte yağlı tohumlar (özellikle kabak çekirdeği), koyu yeşil yapraklı sebzeler de çinko açısından bizi destekler.

Her mevsim su 

Yeterli su tüketimi, bağışıklık sistemi elemanlarının sorunsuz çalışması için çok değerli. Kışın gelmesiyle birlikte su tüketimi artması gerekirken azalıyor. Ancak özellikle enfeksiyon durumlarında su tüketiminin ekstra özenli bir şekilde arttırılması gerekmekte. Kronik yorgunluk da hastalık riskini arttıran faktörlerden biri. Beslenmenize gösterdiğiniz özeni günlük uyku düzeniniz için de göstermeniz sistemin tüm çarklarının doğru çalışması için gerekli.