Biz ne zaman yaşlı olduk? 

Pandemi ve sonrasındaki süreci yaşayan yaş grupları arasında en çok bocalayanlar 60+ yaştakiler. Kendilerini dinç hissederken bir anda “yaşlı” tanımlamasıyla karşılayan bireyler arasında çevresindekilerin şakalarına küsenler de var, yasaklara kızanlarda. 

“Bu mahallede tam 52 yıldır oturuyoruz. Babamlar buraya taşındığından beridir. Bu Mart ayına kadar bir kişiyle küstüğümü bilmem. Ne zaman ki, manav ‘Abi sen yasaklı değil misin, evine gitsene’ diye dalga geçti, o gün ilk küslüğümü yaşadım. O kadar ağırıma gitti ki, anlatamam.”

Metin Bey’in kendisi de esnaf. Yıllardır Beyazıt’ta bulunan kitapçısında çalışıyor. Bu pandemi sürecinde kitapçıyı bir süre kapatsalar da yine işlerin başına dönmüş:

“Benim belli rutinlerim vardır. Her gün saat 7’de kalkarım. İşim olsa da olmasa da. Hafta sonuysa gider çocuklara güzel ekmek, simit, kahvaltılık bir şeyler alırım. Hafta içi işe gideceksek, bizim çarşı esnafının bir kahvaltı adeti vardır. Biz artık örneği az kalmış bir esnaflığı yaşamaya devam eden şanslı insanlarız. 66 yaşındayım, bir gün ‘Acaba emekli mi olsam?’ demedim. Demem çünkü bu işi ben severek, isteyerek yapıyorum.”

Yasaklar başlayınca, Beyazıt’ta pandemi vakalarının görüldüğü haberleri yaygınlaşınca, eşinin de isteğiyle ikisi beraber evde oturmaya başlamış. Bu sürecin kendisine “ağır” geldiğini söylüyor:

“İlk günler biraz bünyem dinlendi. Ne olursa olsun, kışın işe gidip gelmek zordur. Fakat sonrasında duvarlar üzerime üzerime yürüdü. Bir gün sabah erkenden kalktım, en azından eve ekmek alayım, küçük bir tur atayım dedim. Sabahın 8’i. Zaten burası küçük bir yer, kalabalık olmaz. Maskemi taktım, dışarı çıktım. O sırada beni gören manav ‘Abi sen yasaklı değil misin’ dedi. Yasaklı ne demek? Cüzzamlı gibi? Ben ondan bir hafta öncesine kadar işine kimi zaman yürüyerek gidip gelen, çalışmaya devam bir bireydim. Bir hafta sonrasında ‘yasaklı’ mı oldum? Adama cevap bile vermedim, o da anladı kızdığımı ama iş işten geçti artık.”

Ruhsal olarak yaşlandım 

64 yaşındaki Fatma Hanım yasakların kıyısından dönmüş. Buna karşın dışarıyı çıkmayı tercih etmeyenlerden:

“Yıllarca çok çalıştım, hayat mücadelesi verdim. Bu yaşlar insanın tam kendini dinleyeceği, bir parça rahat edeceği yaşlar. Tam bu zamanda çıkan bu salgın bizi olumsuz etkiledi. Yakalanır mıyım, yakalanmaz mıyım korkusundan ziyade, sürekli evde oturmak, dışarı çıktığında sana yönelen bakışları görmek, çok tatsız şeyler. Fiziksel olarak hareketsiz kaldık zaten ama ruhsal olarak yaşlandım.”

Noter’den emekli olan Fatma Hanım yıllarca ağır bir işte çalıştığını, grip dönemlerinde zaten hastalanmaya alışkın olduğunu söylüyor: 

“Belirli yerler vardır. Okullar, noterler, bankalar. Temasın çok olduğu, paranın çok döndüğü yerlerde mesela bir grip salgını çıksın hemen ilk sizi vurur. O yüzden ben zaten hijyen tedbirlerini bilen bir insanım. Elime para geldiğinde yıkamayı ya da dezenfekte etmeyi alışkanlık haline getirmişimdir. Hatta yakınlarım beni bu yüzden biraz tuhaf bulurdu. Fakat bu yılların tecrübesi, insandan insana gelen nesnelere karşı dikkatli olmak gerekir. Bir grip salgını çıkardı, bizim büroda hepimiz hasta olurduk.”

Kendimi gösterme eğilimi oluştu

Yıllarını biraz şehirde biraz Ayvalık’ta geçiren Suat Bey, yasaklar biter bitmez soluğu yazlığında almış:

“Sanki bende bir kendini ispat isteği oluştu. Bakın ben hala çivileme atlayabiliyorum, yürüyorum, enerjim tam demek istedim. Evde otururken sürekli bu daha ne kadar sürecek diye düşünmekten bıkmıştım.”

Suat Bey aslen Balıkesirli. Ailesi tarımla geçindiği için, ziraat mühendisi olmuş. Yıllarca Türkiye’nin her tarafında çalıştığını söylüyor:

“Benim için hareket olmazsa olmaz. Benim her günüm bir hareket içinde geçer. Mezun oldum, ilk Çukurova’da görev yaptım. O sıcakta, rutubette sabahın 5’inde kalkardık işimizi erken bitirmek için. 67 yaşıma geldim, hala öyleyim. Zeytinliklere giderim, ağaçları kontrol ederim, toprak analizi için numune toplarım, köylüyle konuşurum. Bu benim artık hayat tarzım, işim değil. Şimdi ne oldu? Benim gibi bir insana ‘Sen yaşlısın, hastalık getirebilirsin, otur’ dediler. Bu olabilecek bir şey mi? Bir kere ben kendimi yaşlı hissetmiyorum, sen deyince de yaşlanmıyorum. Sonra benim gibi insanların bir deneyimi var, kendini çalışmakla ifade ediyor, sen beni eve tıkacağına, güzellikle anlatsana ne yapmam gerektiğini.”

Çocuklar yaşlandın diyor

“Bir insana kötüsün dersen giderek kötüleşir ya, ben de “Ya bize hastalık taşıyor gözüyle bakıyorlar galiba’ diye düşüne düşüne hastalandım.”

63 yaşındaki öğretmen emeklisi Canan Hanım yaşadığı süreci böyle anlatıyor:

“Pandemi sürecinin hemen öncesinde bir sürü tetkik yaptırmıştım, sonuçları gayet iyiydi. 63 yaşındayım, süreç başlayınca ben de mecbur evimde oturdum tabii. Bir de benim yaşımdakilere denilenleri duydum. Kendiliğimden yaşlandım sanki. Geçenlerde başka bir şey için hastaneye gittik, kan aldılar, bütün değerlerim değişmiş.”

Bu değişim strese bağlıyor:

“Çocuklar bile ‘yaşlandın’ sen dedi. Bu süreç bizi çok yıprattı. İnsana hem hastalık korkusu hem kaygı iyi gelmiyormuş, gördüm. Fakat evde spor videoları izlemeye başladım. O kadar iyi geldi ki anlatamam. Yaşıma rağmen kilom yoktur, bedenim dinçtir. Fakat o kadar ‘yaşlı’ lafı duydum ki, kendim bile inandım buna.”