“Yaz tatilini hiç bu kadar özlememiştim”

“Tek tek gün saydım. Ha bugün yasak kalkacak ha yarın yasak kalkacak diye. İlk denize girdiğim an ağlayasım geldi gerçekten.” İlker Hanım hislerini böyle anlatıyor. Pandemi sürecinde 65+ yaş üzeri bireylere uygulanan sokağa çıkma yasağı yaz gelince gerçek bir stres nedenine dönüşmüş. Yasak biter bitmez yazlığa koşanlarla, yazı özleyenlerle, yürümenin tadına varanlarla konuştuk. 

“Ne yapacağımı şaşırdım gerçekten. Reçel mi yapsam, denize mi girsem, yürüyüşe mi çıksam, boş boş bahçede mi otursam. İnsanın ne yapacağına kendi kendine karar vermesi meğer ne büyük lüksmüş.”

İlker Hanım 72 yaşında. Pandemi sürecinde sokağa çıkma yasağından etkilenen kesimden. Ankara’da yaşıyor ve 3 ay boyunca evden kendi tabiriyle “burnunun ucunu dahi” çıkarmamış. Şeker ve tansiyon hastası, emekli. Eşini kaybedeli uzun zaman olmuş. Evde o kadar çok bunalmış ki, bir süre evine dönmek istemiyor. Yasaklar biter bitmez soluğu Ayvalık’taki yazlığında almış. 

“Bütün ilaçlarımı getirdim, bütün önlemleri almaya gayret ettim. Bir aksilik olur da Ankara’ya dönmem gerekir diye ödüm patlıyor. Yasağın geldiği günlerde ‘delirdim’ herhalde dedim. Sürekli evdeyim, dön dön aynı şeyler. Balkona çıkmak falan kesmiyor bir yerden sonra. Pencereden çıkasım ‘imdat’ diye bağırasım geliyordu. Yazlığa gelince ilk gün sevinçten aklımı kaçırmış gibi oldum. Denize mi gideyim, evde mi durayım, reçel mi yapayım. O kadar çok şeyi aynı anda yapmak istedim ki sevinçten. Tek tek gün saydım. Ha bugün yasak kalkacak ha yarın yasak kalkacak diye. İlk denize girdiğim an ağlayasım geldi gerçekten.”

Şimdi yazlığında tedbirli şekilde sosyalleşiyor:

“Ben hastalık hastasıyımdır. Bunu da herkes bilir, ben de bu durumdan gocunmam. Şöyle düşünün, eve gelen kuryelerin getirdiği paraları kolonyayla o kadar çok ıslatıyordum ki ilk günler, asmak zorunda kalıyordum kurusunlar diye. Fakat bu hastalık beni de terbiye etti. Ben yazı sevmezdim, şu yazlığa bile zorla gelirdim. Ailem bana hep kızardı. Şimdi işler değişti. Elbette dikkatliyim ama asosyallik de insanı hasta edermiş, bunu açıkça gördüm. Şimdi komşularımla bahçemize birer sandalye atıyoruz, duvardan duvara konuşuyoruz. Olsun artık o kadar da.”

Bilgisayardan okeye döndük

Şevket Bey de yasak biter bitmez kendini Urla’daki yazlığına atanlardan. 74 yaşında, emekli. Geliş yolunda biraz gerilse de denize kavuşur kavuşmaz yaşadığı sevinci hiç bir şeye değişmeyeceğini söylüyor:

“Ankara’da yaşıyorum ve bulunduğum mahallede aslında yürüyüş yapma imkanım vardı. Buna rağmen yazlığa gelip de denize girince yaşadığım sevinci anlatamam. Bir kere tuzlu su insana iyi geliyor. Ben spor geçmişi olan bir insanım, hareketsizlik kesinlikle kendimi daha kötü hissetmeme neden oluyor. İnsan konuşmayı da özlüyor, sosyalleşmeyi de. Eşim gelirken yolculuktan tedirgindi, artık bu mesafeyi arabayla gelmek istemedik. Ancak uçakta rahat ettik açıkçası.”

Yazlıkta uzun yıllardır beraber oldukları aileler var. Eskiden bir araya gelerek yaptıkları yemekler meşhurmuş. Oyun oynamayı da severlermiş. Şimdi bu adetler biraz değişmiş:

“Burada insanlar okey, kağıt oynamayı severdi. Şimdi herkes telefonundan birbirine rakip oluyor. Bu pandemi sayesinde bizim de teknolojik yeteneklerimizi gelişti bir hayli. İşe de yaradı.”

Artık bahçeler yok

İstanbul’da oturan emekli 58 yaşındaki Meral Hanım sokağa çıkma yasağından etkilenmeyen kesimden. Buna karşın İstanbul’da bulunduğu mahallede çok vaka duyduğu için dikkatli bir hayat sürmüş. Havalar ısınınca da, Silivri’de bir yazlık tutarak oraya gitmişler. Aradaki farkı şöyle anlatıyor:

“Benim gençliğim 12 Eylül günlerine geldi. O zaman da sokağa çıkma yasakları olurdu. Fakat bu kadar etkilenmezdik. Herkesin evinde onu bir süre götürecek erzağı olurdu, evler zaten bitişik nizam değildi, bahçeye çıkmak mümkündü. Komşuluk fazlaydı. Ortalık sakindi, arada yürüyüş yapabileceğimiz yerler vardı. Şimdi İstanbul da daha kalabalık, evler de çok. Kapını kapattığında karşındakinden pek de haberin olmuyor. Bu halde, karantina herkesi sıktı tabiyatıyla.”

“Silivri’de keyfim keka” diyor:

“Burada sessizlik var, virüs kaygısı yok. En azından bir bahçeye çıkıp geliyorsun, o bile bir değişiklik. Denize gitmek hele büyük lüks. Memnunuz halimizden. Çocuklar gidip geliyor ama açıkçası biz kolay kolay dönmeyiz sanki İstanbul’a.”

Çay işine insan bulamadık 

Madalyonun bir de arkasına bakalım. Nurdan Hanım Rizeli ve bu yıl çay toplamak için eleman bulamadıkları için köye gidip çay toplamak zorunda olanlardan:

“Yıllardır çay zamanı köye biz de gideriz ama genellikle yarıcılara nezaret etmek için. Bu bütün ailenin bir araya geldiği zaman olurdu. Şimdi kardeşlerim Almanya’da, gelemiyorlar. Toplayıcılar Gürcistan’da, gelemiyorlar. Bize kaldı iş. Yaşlanmışız da. Paslanmışız da. Çay toplamak da çok zordur. Yine bulduk 2 kişi yardıma. Sabahın kör vaktinde kalkıp başlıyoruz çalışmaya.”

Nurdan Hanım 64 yaşında. Sokağa çıkma yasaklarından o değilse de eşi etkilenmiş. O yüzden eşi köye gitmekten çok memnun:

“Burada bizi iş de beklese güle oynaya geldik. Bir kere açık havada çay içmek ne kadar büyük lüksmüş, bunu gördük çünkü. Belli olmaz, belki ekime kasıma kadar kalırız burada.”