Doğal Malzemelerle Etkili Temizlik Mümkün

Pandemi sürecinde temizlik hassasiyetimiz arttı, kimyasal temizleyicilere duyduğumuz güven çoğaldı. Bunun uzun vadede doğaya ve bedenimize verdiği zararlarsa, büyük bir mesele olarak önümüzde. Temiz Gelecek Derneği Yönetim Kurulu üyesi Buket Atlı’ya hem bedenimiz, hem doğa için sağlıklı bir temizlik nasıl olmalı, onu sorduk. Atlı, “Korona sürecinde de gördüğümüz gibi doğayı kendi haline bıraktığımızda kendisini yenileme kapasitesi çok yüksek” diyor ve ekliyor: “Fakat eğer topraktaki canlılık, içinde yaşayan mikroorganizmalar ve böcekler ölürse o zaman tekrar yerine geri getirmek mümkün değil.” 

Karantina sürecinde temizliğe gösterilen hassasiyet arttı, temizlik ürünlerinin kullanımında da artış var. “Bol temizlik malzemesi, kusursuz hijyen” algısı doğru mu?

Temizliği hem fiziksel hem de kimyasal olmak üzere iki başlıkta düşünmek gerekiyor. Sadece yerlerde toz olmaması temiz görüntüsü verse de; orasının sağlık açısından zararlı olan mikroorganizmalardan arındığı yani hijyenik olduğu anlamına gelmiyor. Önemli olan; çoğunlukla reklamlar, ev yada okul gibi sosyal ortamlarda duyduğumuz koku, köpük gibi fiziksel temizlik göstergelerine takılmadan hijyenik bir ortam sağlayabilmek. Korona pandemisi zaten temizlik yapmak adına koku, köpük gibi konulara fazlasıyla takılan ya da hijyen adına sağlığına zarar verecek şekilde ve miktarda kimyasal kullanan iki ayrı uçtaki kişilerin hepsininin daha da fazla paniğe süreklenmesine neden oldu. Bunun sonucunda da altında kimyasal ya da biyolojik bir temellendirme olmasa da psikolojik olarak daha rahat hissetmek için çok miktarda temizlik malzemesi kullanımı kendisini gösteriyor. Bazı belediyelerin doğadaki faydalı olan bakterilere ve diğer canlılara zarar verecek şekilde sokakları yıkamaları da bunun bir örneğiydi. 

Zararlı kimyasal içerikli ürünlerin kullanılması çevreyi ve bizi nasıl etkiliyor? Temizlik konusunda takıntıya varan bir hassasiyet söz konusu. Bu konuda nasıl bir denge sağlanabilir?

Bugünlerde daha da fazla kullandığımız bazı temizleyiciler maalesef hem insan sağlığına, hem de toprak ve sudaki canlılığa oldukça büyük zararlar verebilir. Özellikle petrol temelli bazı temizlik kimyasalları, yüksek miktarda olmaları durumunda biyolojik arıtma yapan atık su arıtma tesisleri için zararlı olabilirler. Öncelikle çamaşır suyu, tuz ruhu gibi sağlık açısından birçok etkisi olabilecek zararlı kimyasal maddeleri içeren temizlik ürünlerini yiyeceğiniz ve derinizle temas edeceğiniz alanlarda kesinlikle kullanmamanız gerekiyor. Tıbbi sebeplerle kullanılması zaruri olan durumlarda da seyrelterek ve kesinlikle birbiri ile karıştırmadan, sıklığını da cildinizde hassasiyete sebep olmayacak şekilde kullanımına dikkat edilmeli. Her yıl bu zehirli temizlik malzemelerinin bilinçsiz kullanımından dolayı zehirlenmeler, astım atakları ve deri hastalıkları ile hastanelere yapılan başvurular oluyor. Türkiye’de temizlik konusu sosyal ve kültürel olarak konuşulması zor bir konu. Yaptığımız atölyelerde bulaşık makinesine çamaşır suyu koyan kişileri duyuyorduk, Korona sürecinde yiyeceklerini bile çamaşır suyuyla yıkayanları da duymaya başladık. Kovid-19 virüsü ile enfekte olmamak için bağışıklık sistemi de çok önemli bir yer tutuyor, bahsedildiği şekilde el ve vücut hijyenini sabun, kolonya gibi alkollü dezenfektanlarla sağlamanın yanı sıra; çamaşır suyu ile yıkadığımız gıdaları yiyerek vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürmek değil tam tersine probiyotik besinlerle güçlendirmemiz gerekiyor. Çok amaçlı temizlik malzemelerinin çoğu özellikle banyo ve tuvalet temizleyicileri, amonyum, klor ve hidroklorik asit içerir. Bunlar kötü bakterileri öldürürken, sistem boyunca atıkların bozunmasını sağlayan yararlı bakteri ve mikroroganizmaları da öldürebilir. Ayrıca klor diğer organik bileşiklerle reaksiyona girerek furanlar ve diyoksinler gibi zararlı bileşikler oluşturabilir. Çamaşır ve bulaşık deterjanlarının performansını artırmak ve suya yumuşaklık vermek için deterjanlarda kullanılan fosfat diğer önemli çevre sorununa, alıcı su ortamlarındaki canlı hayatın sonunu hazırlar. Fosfat, ırmakları, gölleri ve fazla akıntı olmayan körfezleri istila eden zehirli mavi-yeşil alg (yosunların) oluşumunun ana nedenidir. Marmara Bölgesi ve Edremit Körfezi’nin de benzer bir tehdit altında olduğu görülmektedir (1). 

Kaygılarımızı da giderecek şekilde en az doğaya ve kendimize zarar verecek temizlik nasıl yapılır? 

İçerisinde klor olmayan ve bitkisel temelli olan çamaşır suları tercih edilebilir. Hijyen sağlamak için eskiden beri zeytinyağlı sabun, elma sirkesi, kül suyu, çamaşır sodası, arap sabunu gibi sağlığımıza ve doğaya zarar vermeyen maddeler kullanılıyor. Petrol temelli temizlik kimyasallarına alternatif olarak yayınlaşan doğa dostu olan temizlik ürünleri kısa zamanda biyolojik bozulmaya uğramaktadır. Temiz Gelecek Derneği olarak bu konuda farkındalık yaratmaya ve Kazdağları bölgesinde Nusratlı Köyü’ndeki kadınlarla birlikte herkesin kendisinin evinde yapabileceği ekonomik ve sağlıklı, doğa dostu temizlik kitleri ürettik. Ayrıca herkesin yapabilmesi için Temiz Gelecek Derneği olarak internet sitemizde tariflerin olduğu bir rehberimiz de var. 

Doğanın kendini temizlediğine, egzos salınımının azalmasıyla hava kirliğinini azalmasına dair haberler okuyoruz. Bir yanda da su tüketimimiz ve temizlik ürünü kullanma kapasitemiz arttı. Evlere naylon poşet girme oranı da bu süreçte olumsuz yönde değişti. Bu süreci nasıl değerlendirirsiniz?

Geleneksel yöntemlerle ve makinelerle monokültür tarım yaparken topraktaki canlılığa zarar verebiliyoruz. Örneğin; traktörler toprağı sıkıştırıyor, tarım ilaçları ve kimyasal gübreler toprakta yaşayan organizmaları katlediyor, su ve rüzgâr ise üstü açık kalan verimli toprağı alıp götürüyor. Topraktaki kimyasal, petrol, plastik ve hatta radyoaktif kirliliği bile şu anda mantar ve bakterilerle temizlemek mümkün ve bu konuda Ar-Ge çalışmaları tüm dünyada devam ediyor. Korona sürecinde de gördüğümüz gibi doğayı kendi haline bıraktığımızda kendisini yenileme kapasitesi çok yüksek. Fakat eğer topraktaki canlılık, içinde yaşayan mokroorganizmalar ve böcekler ölürse o zaman tekrar yerine geri getirmek mümkün değil. Topraktaki canlılığın ölmesi demek toprak ve bitki besin ağının da yok olması demek. Oysa ki onarıcı tarım pratikleri ile üretim yaparken hem topraktaki canlılığı onarmak, hem kendi organik atıklarımızla toprağı beslemek, hem toprağa karbon gömerek iklim değişikliği ile mücadeleye katkı sağlamak mümkün. Temiz Gelecek Derneği olarak, dünyada giderek yaygınlaşmakta olan onarıcı tarım hareketinin de toprak sağlığı için oldukça önemli olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de bu konuda Anadolu Meraları ve dünyada Savory enstitüsü çalışmalar yapıyorlar. Büyüyen bir dalga halinde içinde olduğumu iklim krizi ile baş edebilmek için bir an önce ihtiyaçlarımızı karşılamak için tüketen değil, onaran ve herkes için adil bir geleceği sunmaya çalışan bir düzeni oluşturmaya çalışmalıyız. 

(1) Karapınar,  2015, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü, Ekonomi Bültenleri, No: 19, s. 107-118. http://www.mta.gov.tr/v3.0/sayfalar/hizmetler/kutuphane/ekonomi-bultenleri/2015_19/bulten19_107-118.pdf [erişim 27.07.2018]