El Süpürgesinden Robotlara Bir Temizlik Öyküsü

Cam temizliğinin altın kuralı, “sarkmayacaksın.” Halı temizliğinin altın kuralı, “komşunu rahatsız etmeyeceksin.” Temizlik ritüelleri her zaman hayatımızda, ancak bu ara ellerimizi nasıl iyi yıkarız, virüsleri yüzeylerden nasıl temizleriz, bunlarla ilgileniyoruz. Teknolojinin gelişmesi, alışkanlıkların değişmesiyle farklılaşan temizlik alışkanlıkları hatırlayalım istedik. 

Bundan 6 ay önce biri gelip “Sen ellerini yıkamayı biliyor musun” dese, suratına garip garip bakar, “elbette” derdik muhtemelen. 2 aydır parmak uçlarına kadar sabunlamanın ne kadar önemli olduğunu anlatan videolar izliyor, yazılar okuyoruz. 

Temizlik insanın hayatında en çok vakit ve nakit harcadığı şeylerin başında geliyor. Buna karşın pandemi süreci bu konudaki hassasiyetimizi arttırdı, hastalık riski beraberinde daha detaylı temizlik kurallarını da getirdi. Virüsün yüzeylerde ne kadar kaldığı soru işaretleri uyandırınca, birçok insan marketten aldığı paketli gıdaları dahi sabunla yıkamaya, çamaşır makinasında sıcaklığın derecesini arttırmaya, el hijyeni için ihtiyacın üzerinde kolonya bulundurmaya başladı. Birçok il ve ilçe belediyesi sokağa çıkma yasağı günlerinde yoğun kullanılan caddelerin her karışını su ve sabunla fırçalıyor.

Özellikle Osmanlı devrinde Anadolu coğrafyasına uğramış birçok Batılı seyyahın dikkatini çeken ilk şeylerden birinin temizlik hassasiyeti olması tesadüf değil. Hem eski Türk geleneklerinde suya atfedilen kutsallık, hem de İslam’ın üzerinde titizlikle durduğu meselelerin başında temizliğin gelmesi bunda büyük rol oynuyor. Günümüze kadar ulaşabilen tarihi eserlerin önemli bölümünü çeşme ve hamamların oluşturması bunun ispatı niteliğinde.

Bir sosyalleşme aracı olarak temizlik

Temizlik alışkanlıkları son 100 yılda hayli farklılaştı. Eskiden fırçayla ovulan yerler yüzünden dizlerinden şikayet eden insanlar artık bedensel yorgunluğu azaltacak yöntemler geliştirdi. 

Fakat meşakkat her zaman şikayet edilen bir şey değildi. Evlere çeşmeden kova kova su taşımak aynı zamanda bir sosyalleşme aracıydı; çamaşır yıkamak için dere kenarında, eve su taşımak için çeşme başında buluşan kadınların kaynaşma bahanesiydi. Yalnızca taşra değil, göçün ve kentleşmenin yükselmeye başladığı 60’lardan itibaren şehirlerdeki gecekondu mahallelerinin kolektif hareketleri de su merkezliydi. Kartal Tibet’in yönettiği, başrollerinde Türkan Şoray ve Bulut Aras’ın yer aldığı 1978 tarihli Sultan filmini hatırlayanlar, filmdeki “gizli” rollerden birinin mahallenin çeşmesi olduğunu hatırlayacaktır; kadın karakterler arasındaki tüm sohbetler, kavgalar, sinemada buluşma sözleşmeleri çeşme etrafında gerçekleşir.

Bundan daha görünür birliktelikler ise halı yıkama günlerinde ortaya çıkıyordu. Halı yıkama şirketlerinin yeni yeni kurulduğu doksanların ikinci yarısına kadar apartman aralarında, sokak kaldırımlarında ve boş arsalarda bir araya gelen kadınlar halılarını birlikte yıkarlardı. Bu aynı zamanda bir evin içine ait temizliğin ev ahalisinden olmayanlarla kolektif biçimde yapılmasının rutinleştiği tek örnekti.

Hem ilkel hem modern: Gırgır

Evin içinde gerçekleşen temizliğin çoğu aktörü unutuldu ya da unutulmak üzere. Gırgır da onlardan biri. Çalı süpürgesinin modern, elektrikli süpürgenin ise ilkel versiyonu olan gırgır, çok çeşitli ebat ve modelleriyle kısa süre de olsa ev temizliğinin baş aktörlerinden oldu. 

Burada çalı süpürgesine de bir parantez açalım. Yıllarca kadınların evinde bir ona yan bir buna savrula savrula evleri temizleyen süpürgeler, varlıklarını sürdürüyor. Kemal Sunal’ın Çöpçüler Kralı filmini hatırlayın, elinde bir süpürgeyle bütün sokağı temizler, ona pencerelerden temizlik yapan kadınlar eşlik ederdi. İkisinin de elinde süpürge vardı, biri küçük, biri büyük. 

Ancak elektrikli süpürgenin yerli üretimle birlikte çok hızlı biçimde yaygınlaşması, her ihtiyaca göre başlık takılıp çıkarılabilmesi ve sonrasında küçük çaplı temizlikler için şarjlı el süpürgelerinin hayatımıza girmesi gırgırı ve el süpürgesini kısa zamanda nostaljik ürünlere dönüştürdü. Hâlâ kullananlar olsa da genç kuşağın büyük kısmı “gırgır” sözcüğünün bir nesneyi tarif ettiğinden habersiz.

Kaderi gırgır kadar keskin biçimde yön değiştirmese de tarih boyunca taşıdığı şöhreti solmaya başlayan Arap sabunu, temizliğin yaşlı aktörlerinden bir diğeri. Yakın geçmişe kadar kıyafet ve halı yıkamadan yüzey temizliğine, hayvan bakımından bahçe ilaçlamaya ve hatta otomobil lastiği cilalamaya kadar sayısız alanda kullanılıyordu. Jel formundaki sarı renkli bu sabunun neden Arap sabunu olduğuna dair güvenilir bir kaynak yok yazık ki. 

Kimilerine göre Halep sabunu olarak bilinirken ismi zamanla Arap sabununa dönüşmüş, kimilerine göreyse Anadolu’ya ilk kez Tunus’tan gelmiş. Fakat çok daha eski zamanlarda Avrupa’da da bu formda sabun üretildiği biliniyor. Arap sabunu bugün de kullanılıyor ancak poşetlerin, PVC kapların içinde değil artık. Temizlik endüstrisi klasik Arap sabununun formunu epey değiştirdi ve sıvı hale de getirdi.

Beyaz perdelerin sırrı: Maviye boyamak

Her temizlik ürünü Arap sabunu kadar şanslı olamadı; bugün hiç hatırlanmayan, ismi duyulsa da fonksiyonu bilinmeyen “çivit” örneğin. Beyaz çamaşırların -özellikle tül perdelerin- zamanla sararması, doksanlara kadar ev hanımlarının kâbuslarından biriydi. Bu sorunun önüne geçmek için alınan en bilindik yöntem, yıkama esnasında toz çivit kullanmaktı. İşin ilginç yanı, çivit aslında sararmayı önlemiyordu; beyaz çamaşırları uçuk mavi bir tona büründürüyordu. Mavinin sarıdan daha fazla temizlik duygusu uyandırmasından olsa gerek çivit uzun yıllar sorgulanmadı ve çoğu evin pencerelerini uçuk mavi tül perdeler süsledi.

Solunması son derece tehlikeli olan tuz ruhu, sıvı amonyak temizleyiciler çıkmadan önce bin bir zahmetle kullanılan toz VİM, kendine has bir özel isme kavuşamayan halı döveceği gibi başka birçok ürün, bazen temizlik yöntemlerinin değişmesi bazen de yeni geliştirilen ürünler sebebiyle temizlik dünyasının neferleri olmaktan uzaklaştılar.

Bugün herhangi bir marketin temizlik reyonuna uğradığınızda karşınıza çıkan çeşitlilik bundan 25-30 yıl öncesine kadar hayal bile edilemiyordu. Çimen lekesine özel solüsyonlardan yalnızca siyah çamaşırlar için formüle edilmiş deterjanlara, aynı anda dört iş birden yaptığını iddia eden bulaşık makinesi tabletlerinden ayakkabı kokusu giderici spreylere kadar her bir temizlik alanı için ayrı ayrı olmak üzere sayısız ürün seçeneği var artık. Fakat laboratuvarlarda aylarca kafa yorulan ve dev reklam bütçeleri ayrılan bunca temizlik ürünü arasında onlar kadar yeni olup hepsinden daha popüler olan tek bir ürün var: Islak mendil.

Bir ıslak mendil her şeye yeter

Islak mendili ilk kimin bulduğu bilinmemekle birlikte Amerikalı Arthur Julius dışında isim zikredilmiyor. Ürünü Türkiye’de ilk üreten ve yaygınlaştıran isimse eczacı ve iş insanı Ataman Özbay. Başlarda özellikle bebeklerin ihtiyaçları için geliştirilen ıslak mendil (bilinen diğer adıyla kolonyalı mendil) kısa sürede lokantalardan hastanelere çok yaygın bir kullanım alanı buldu kendine. Ancak bununla da kalmadı, kullan at özelliğine sahip olması, pratikliği, kolay taşınması, ucuzluğu gibi etkenlerle hayatımızın her alanında vazgeçilmez bir temizlik ürününe dönüştü. Bugün birçok insan ayakkabısını onunla siliyor, yemek masasını onunla temizliyor, basit lekelere onunla müdahale ediyor ve hatta onunla toz alıyor.

Salgın günlerinde öne çıkan yegâne temizlik ürünü ise kolonya oldu. Aslında bir temizlik ürünü olmamasına karşın içeriğinde zararlı kimyasallar barındırmaması ve yüksek alkol oranının mikropları öldürmesi gibi etkenler kolonyaya yeni bir rol biçti. Kargodan gelen kitaplarının kapaklarını kolonyayla silen, takılarını kolonyayla dezenfekte eden insanların sayısı her geçen gün artıyor. 

Tüm bunların dışında işin bir de mekanik boyutu var elbette. Temizlik ürünlerinden ayrı olarak çamaşır ve bulaşık makinaları, ütüler, elektrikli ve şarjlı süpürgeler, hava temizleme cihazları günden güne gelişerek hem yeni özellikler kazanıyor hem de pratikleşiyor. Teknolojinin bu hızlı gelişimi hayatın hemen her alanında olduğu gibi temizlik alışkanlıklarımızı da değiştiriyor.

Yine de pandemi sürecinde yapılan son araştırmalar, bir sürü özellik sıralayan temizlik ürünlerinin tarihin en eski temizlik ürünü sabun karşısında pek de büyük fark yaratamadığı ortaya koydu. Üstelik sabun, diğer ürünler gibi “sağlık” tartışmalarını beraberinde getirmiyor. Yüzyıllarca bütün medeniyetini su üzerine kuran, temizlik bilgisi ve becerisiyle dünyada nam salan atalarımıza bakınca hak vermemek mümkün değil, iyi köpürtülmüş bir sabun neleri temizlemez ki?