Virüs mü Daha Korkutucu Anlayışsızlık mı?

Koronavirüs önlemleri kapsamında 65 yaş üzeri bireylere sokağa çıkma sınırlaması getirilirken, sosyal medyada da yaşlılarla ilgili yapılan espriler kimi zaman nefret söylemine ulaştı. Yaşlılar “Sokağa çıkmak için bizim de gerekçelerimiz var” derken, olayın bu boyutunu gençlere sorduk. Gençler kendi saygılarından emin, yaşlıların “alınganlığını dozunu biraz kaçırdığını” düşünüyor.

“Biz büyüklerimize saygı duyarak büyüdük, aksi düşünülebilir mi?” Sosyal medyada yaşlıları evinin balkonundan mikrofonla çağıran A. D. bu yaptığının saygısızlık olmadığı görüşünde:

“Saygısızlık olarak düşünsem zaten yapmazdım, biraz farkındalık oluşturmak istedik.”

“Peki bu farkındalığı oluştururken, karşındaki insanları incitebileceğini düşündün mü?” sorusuna “Asla” diye cevap veriyor:

“Kendi aramızda eğleniyorduk. Mahallede herkes birbirini tanır, o yüzden böyle bir yanlış anlaşma olacağını düşünmedim.”

İyi niyetle yapılan şakalar, karşı tarafa bir zarar vereceğini hesaba katmayan espriler toplumda yaşlılara yönelik ayrımcı bir dilin oluşmasına zemin hazırlıyor. A. D. tek bir örnek değil ve onun postu altına toplanan yorumlar, zaten meselenin bir sorun olarak görülmekten uzak olduğunu gözler önüne seriyor:

“Dedeler sanki maraton koşacak.”
“Sosyalleşme seviyem banka kuyruğu.”
“Dedeleri pistten alalım.”
“Zombi gibi virüs taşıyorlar.”
“Bunlar zaten üflesen ölecek, bizi de yakıyorlar.”

Röportaj yayına hazırlandığı süreçte A.D. videosunu sildi. Silme gerekçesini de şöyle açıkladı:

“O süreçte bir farkındalık oluşsun diye düşünmüştüm. Sonrasında zaten yaşlılara yönelik kampanyalar başladı, onlara değer vermemiz gerektiğini hatırladık ülkecek. Yaşlılar da öğrendi, sokağa çıkmıyorlar. Büyüklerimizden de alınanlar oldu. Onları incitmiş olmak istemedim.”

“Sorumsuz olan yaşlılar”

Koronavirüs salgınıyla beraber tedbir amaçlı yaşlıların evde kalması çağrısı, sosyal medyada önce dalga geçilen, sonra hakaret içeren söylemlere dönüştü. Gençler bu konuda ne kadar bilinçli?

Avukatlık stajını yaptıktan sonra sınavlara hazırlanırken salgın nedeniyle günlerini evde geçiren Ö.H. yaşlıların dikkatsiz olduğu görüşünde:

“Yaşlılara saygısızlık yapmayı kimse düşünmez. Yaşlısına saygılı bir toplumuz. Bize çocukluktan itibaren bu öğretildi. Buna karşın yaşlıların sorumsuz olduğunu düşünüyorum.”

Sorumsuzluktan kastını sorduğumuzda cevabı şu:

“Dışarı çıkıyorlar, başkalarını da tehlikeye atıyorlar.”

Peki sadece yaşlılar mı risk grubu? Ö.H.’nin bu konuda kafası karışık:

“Gençler de etkilenebilir diyorlar. Sonuçta virüs bu, birini öldürüyor, birinin nefes almasına engel oluyor, birini ateşlendiriyor. Herkese bir etkisi olacaktır. Yaşlıların dışarı çıkmak konusunda bir direnç gösterdiğini düşünüyorum. Evde oturun dedikçe ille dışarıda gezmelerinin başka bir açıklaması olamaz. Belki buna mecbur kalanlar vardır ama bugün ‘Bir ihtiyacım var’ dediğinde herhangi bir ihtiyara cevap vermeyecek insan olacağını zannetmiyorum. Geçenlerde bu sokakta bir yaşlının eczane ihtiyacı karşılandı. İnsanlar kendilerini ifade eder diye düşünüyorum.”

“Biri sana sürekli ‘yaşlısın’ dese sen de yaşlanırsın”

Serbest fotoğrafçı O.Ö. bu kadar iyimser değil. Ankara’da yaşlıların ağırlıkta olduğu bir semtte yaşıyor ve ihtiyaçların çeşitliliğine yakından şahit olmuş:

“Sadece apartmanımda 4 daire 65 yaş üzeri. Çoğu aslında senden benden dinçti, bu süreçte dikkat ediyorum enerjilerinde azalma oldu. Bir insan senin de suratına suratına sürekli ‘Yaşlısın yaşlısın yaşlısın’ dese sen de çökersin. Düzenli alışverişlerini yapanlar var. Ama alışverişle bitiyor mu? Geçenlerde birinin malzemesi var ama yemek yapacak hali yokmuş. Ben taktım maskeyi eldiveni, bildiğim elimden geldiği kadar yaptım bir şeyler. Sonra bir kaba koydum, ondan kapısına bir tencere çıkarmasını istedim, olduğu gibi içine boşalttım. İnsan yardım etmek istiyor da, ‘Ya benden bulaşırsa’ kaygısıyla da başa çıkamıyor. Annem babam olsa bu kadar gerilmem. Sonra bir diğerinin insülin iğnesi bitmiş. Onun eczaneden alınması lazım, rapor yenilemesi var. Bütün bu işleri ben hallettim. Fakat bu apartmanda ben varım, altta yine bir başka öğretmen oturuyor, o var. Burada elimizden geldiği kadarıyla yardım ediyoruz. Her yer böyle olabilir mi? Bu insanlara ‘Niye sokağa çıktın’ diye jandarmalık yapmaya kimin hakkı var? Bazen virüs anlayışsızlıktan daha az korkutucu diye düşünüyorum.”

“Bu alınganlık değil mi?”

M.Y. 23 yaşında. Yaşlıları alıngan buluyor:

“Her şeyle dalga geçilen bir çağdayız. ‘Bana böyle diyorlar’ diye sızlanmayı alınganlık olarak görüyorum. Tamam yaşlılarla dalga geçilmesin ama onlar da otursun oturduğu yerde. Yani senin oğlun kızın yok mu amca? Bu zamana kadar onlarla düzgün ilişki kuramadıysan, çevrende iki insan tutamadıysan, kara kara düşün ‘Ben nerede yanlış yaptım’ diye.”

“İnsanlar sevdiklerini kaybetmiş olamaz mı, çocuksuz olamazlar mı, hiç evlenmemiş olamazlar mı?” sorusuna şöyle cevap veriyor:

“Çevremde hiç kimsesi olmayan birine denk gelmedim. İlla ki vardır ve onların durumuna tabii ki üzülürüm ama duyarlı insanlar da vardır diye düşünüyorum. Ben şahsen yapabileceğim bir şey varsa niye yapmayayım?”

“İnsanları resmen kışkışladılar”

Tıp öğrencisi P. G. ise bunun insanların tercihlerine ya da iyiliklerine bırakılamayacak bir sosyal mesele olduğu görüşünde:

“Yaşlılar, toplumun yaşlanması bizim de meselemiz olmalı. Başka şeylerden kaçmayı başarabilirsin. Mesela kadın değilsen, kadınların yaşadığı zorlukları anlaman mümkün olmayabilir. Ancak herkes bir gün yaşlanacak. Tüm insanların hayatının bir evresinde geçeceği bu sürece bu kadar acımasız olmayı anlaşılmaz buluyorum. Mahallemizde yaşlıları resmen kışkışlayarak evlerine yolladılar. O kadar içim sızladı ki. Bu insanlara saygı gösteriyoruz, seviyoruz, başımızın tacı demek kolay. Bunun gerçek olup olmadığının anlaşılacağı bir süreçten geçiyoruz. Bu değişimin sosyal anlamda gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum.”