Sokağa Çıkıyorum Ama Neden?

65 yaş üzeri yaşlılara yönelik sokağa çıkma yasağı kabul edildi. Türkiye’nin en önemli gündemlerinden biri haline gelen “Evine girmeyen yaşlılar” meselesi, sosyal medya aracılığıyla bir ayrımcılık unsuruna dönüşmek üzere. Peki, karantina altında dışarı çıkamayan yaşlılar ne diyor? Dışarıya çıkmaları yalnızca bir istekten mi kaynaklanıyor, bir zorunluluk mu? Her Yaşta 65 yaş üzeri kişilere ulaştı ve sordu. 73 yaşında N.D. “Bakıcım işi bıraktı, apartmandakilerin hepsi 65 yaş üzeri, bize yiyecek getirecek kimse yok ve bir de bizimle dalga geçiyorlar, öyle mi?” diyor.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında riskli kabul edilen 65 yaş üzeri bireylere sokağa çıkma yasağı getirildi. Yasaktan önce yaşlıların ücretsiz biniş hakkını iptal eden ya da parklarda oturulmasın diye bankları söken belediyeler de vardı. Yaşlıların sokağa çıkması ve sağlıklarıyla ilgili yaşadıkları tehditler gündeme oturunca, bir mizah unsuru haline de geldi. 

“Bize eve gel diyen anne babalar sanki şimdi intikam alıyor” diyenlerden, hakaret etmeye uzanan eleştirilerin muhatapları bu konuda ne diyor? 65 yaş üzeri bir insan neden sokakta olmaya devam eder? Her Yaşta, bu soruyu yasağı dinlemekte zorlanan yaşlılara yöneltti. Konuşanlar, bu eğilimin itaatsizlikten ziyade zorunluluktan kaynaklandığı görüşünde.

Bakıcı gitti, çocuğum yok, ne yapacağım?

N.D. 73 yaşında. Eşi 75 yaşında ve demans hastası. 1 hafta öncesine kadar ihtiyaçlarını gideren, yemek hazırlayan ve alışveriş yapan bakıcıları, koronavirüs bulaştırma kaygısıyla işten ayrıldı. Üç çocukları var ve üçü de farklı şehirlerde yaşıyor. Eşiyle beraber kalan N.D. yaşadığı sıkıntıları “Dalga geçmek edepsizce” diyerek anlatmaya başlıyor: 

“Dalga geçenler yaşlıları bilinçsiz, sadece kahvede, lokalde, camide takılan insanlar gibi hayal ediyor. Bir sene öncesine kadar ben kendi işini kendi yapan, alışverişe çıkan bir insandım. Eşimin ilerleyen sağlık sorunu onu yalnız bırakmamıza engel oluyor. Bu salgının yaygınlaşmasıyla beraber kaygılarımız da arttı.”

Kaygılarının başında “Ölmek” geliyor:

“Açıkçası böyle bir zamanda ölmek istemem. Bir kere çocuklarım benimle uğraşsın istemem. Eşim hiç bir şeyin farkında değilken yalnız kalsın istemem. Bir de ölüm sanki yaş ilerleyince korkulmaması gereken bir şeymiş zannediliyor. Oysa, kimsenin bir hastane odasında kimseyle görüşemezken nefes alamayarak ölmek isteyeceğini sanmıyorum.”

Alışveriş N.D.’nin en büyük sorunu:

“Çocuklarımız internet alışverişiyle bu sorunumuzu çözdü. Fakat apartmanımızdaki insanlar da yaşlı. Uzun vadede sadece ekmek almak bile sorun olacak gibi görünüyor.”

Cehalet tabletten film izlememek mi?

K. T. emekli bir subay, 78 yaşında. Karısı yok. Tek sosyalleşme imkanı Orduevleri iken, şimdi oraya gidemeyişinin üzüntüsünü yaşıyor:

“Karım 15 yıl önce vefat etti. Çocuklarım yurtdışında. Benim burada kendi dönemimden arkadaşlarım var ve onlarla beraber bir sosyal çevre içinde yaşıyorduk. Bu virüs gelince, sosyalleşmek mümkün olmadı. Hiç evden çıkmadım. Apartman hizmetlerine yardım eden bir çalışanımız var, alışverişimizi yapıyor. Ben şahsen yasağa riayet etmeyip, gençlerin maytap geçtiği insanlardan olmak istemem ama onlar da bizim yaşımızda bazı meselelerin zorluğunu ıskalıyorlar. Siz bir tablet başında bir sürü film izliyorsunuz, biz bu teknolojilere aşina değiliz. Bu da bir kabahat değil. Sorsanız, ben 1950’de Amerikan sinemasında çekilen filmleri yönetmenleri, oyuncularıyla sayarım ama şu an izlemek imkanım yok. Bu beni cahil, yetersiz biri mi yapar? Hayır, sadece imkanı olmayan biri yapar.”

Torunuma bakıyorum, hasta olmak lüksüm yok

69 yaşındaki C. Ö. karantinanın ilk günlerinden itibaren sokağa çıkmayı bırakmış. Bunun nedeni torununa bakması:

“Kızım çalıştığı için yeni doğan torunumuzun sorumluluğu benim üzerimdeydi ve bu hastalık gözümüzü korkuttu. Üç haftadır balkon dışında sokağa çıkmadım. Bundan önce düzenli yürüyüşler yapan bir insandım. Evime bile gitmedim. Eşim arada bize geliyor, temas etmeden uzaktan konuşup haberleşip ayrılıyoruz. Açıkçası o benden yaşlı ve sokağa çıkma yasağını ihlal ediyor ama yakın oturduğumuz ve tenha bir yerde olduğumuz için bu kadarını yapabiliyoruz. O da mesafeye özen gösteriyor. Fakat yalnız zorlandığını tahmin ediyorum. Bize şikayet etmiyor ama zorlanıyordur yani.”

Gençlerin bize üzüldüğünü sanmam

F. T. yasağa uymuyor ve uymayı da anlamlı bulmuyor. Çocuklarının baskısıyla dikkatli görünse de, tam bir karantina uygulamadığını itiraf ediyor:

“Oğlum ve kızım bu konuda çok hassas. İlk günlerden itibaren evde kalmaya özen gösterdiler. Benim içim sıkılıyor. Eşimle aynı evde bütün gün oturunca bir süre sonra duvarlara bakıyoruz. Herkes ‘evde yapılabilecek çok şey var’ diyor ama televizyon dışında bir şey önermiyor. Ben normalde de televizyona bakmam, şimdi iyice canım sıkılıyor. Geçen yaşlı birini sokakta görünce nasıl dalga geçtiklerini gösteriyorlardı televizyonda. Ben gençlerin bize üzüldüğünü ya da endişelendiğini düşünmüyorum. Daha ziyade kendilerine bir şey olmaz rahatlığıyla dalga geçiyorlar.”

Nefes alacak yer var mı?

Yılın altı ayı yazlıkta geçiren N.T. koronavirüs salgını yüzünden evde kalanlardan:

“Normalde Nisan ortası gibi Dikili’ye geçiyorduk. Orası Mayıs’ta ısınmaya başlıyordu. Fakat şimdi salgın yüzünden gidemeyeceğiz. Sağlık konusunda büyükşehirde olmak avantajlı geliyor ama buradaki evimiz küçük. Kafamızı kaldırdığımızda gördüğümüz beton. Bir süre sonra ruhumuz sıkılıyor.”

Sıkı bir sosyal medya kullanıcısı olan N.T. yaşlılarla ilgili esprileri acımasız buluyor:

“Annem yaşlandığında ‘Anne şu işi yapma’ dersek bize kızardı, ‘Öküze boynuzu yük değil’ derdi. Biz düne kadar kimseye yük müydük? Ben çocuklarımdan bile bir şey istemiyorum. Bu nasıl bir kibir? Adam çıkmış, bankta oturmuş. Tabii ki hatalı. Bilinçsiz bir hareket ama Arnavutköy sahilinde balık tutan çocuk hatalı değil mi? Ona nasıl ‘Genç akılsız’ demiyorsan, bana da ‘Yaşlı akılsız’ deme. Çünkü ben gençleşmeyeceğim ama sen yaşlanacaksın. ‘Aman teyzecim git evine’ diyeceğine, ben niye dışarda olabilirim, bunu bir sor.”