Haksızlığa Uğrayan Bir Kuşak mı? Sandviç Nesil Anlatıyor…

“Bazen torunumu anneme emanet ediyor, çarşıya çıkıyorum.” 56 yaşındaki Şadiye Hanım, 80 yaşındaki annesiyle 3 yaşındaki torununa aynı anda bakıyor. O, sayıları giderek artan “sandviç neslin” bir üyesi ve kendisiyle aynı kaderi paylaşanlar gibi, emekli olmuşken kendine ait bir zaman ihtiyacı duyuyor.

Ömrün uzamasının pek çok olumlu yanı var kuşkusuz. Ertelenen hayaller gerçekleştiriliyor, yeni hobiler gelişiyor, hayata karşı beklenti sürüyor… Fakat sadece bunlar mı?

Yaş dilimleri değiştikçe, ömrü uzayan aile üyelerinin bakımı kimi zaman bir sonraki nesle düşüyor. Bu duruma bir de bakılması gereken torun eklenirse, kendinden bir üst ve iki alt jenerasyona bakması gereken kuşağa “Sandviç nesil” deniliyor. İngiltere’de yapılan araştırma 50 ve 60 yaş arası bireylerin torunları ve ebeveynlerinin bakımı üstlenen arada sıkışmış bir nesle dönüştüğünü gösteriyor.

4 neslin hayatta olması, artık uzayan ömürle daha sıkça rastlanan bir durum ve aradaki bir kuşak bakım hizmetlerini üstleniyor. Peki, giderek artan bu durumu deneyimleyenler ne düşünüyor?

Bazen “imdat” diye bağırasım geliyor

Şadiye Ekmen 56 yaşında. Bankacılıktan 50 yaşında emekli olmuş ve emekli olduktan bir süre sonra felç geçiren annesinin bakımını üstlenmiş:

“Babamın vefatından sonra annem uzun süre kendi işlerini kendisi halletti. Ben emekli olduktan kısa bir süre sonra felç geçirdi. Zaten yakın yerlerde oturuyorduk ama bu olayın ardından hemen bir bina yanımızda bir daireye taşındı. İlk aylarda profesyonel destek aldık, sonrasında kendi gayretiyle de yeniden fonksiyonlarını kazanmaya başlayınca, bakımını ben devraldım. Şimdi yürüyor, konuşuyor, sadece sağ elini eskisi gibi kullanamıyor, ara ara yüzünde seğirme var.”

Şadiye Hanım annesine bakmaya başlamasından bir süre sonra da anneanne olmuş. Kızına çocuk bakmakta yardım etmeyi teklif eden de o:

“Kızım bir eğitim kurumunda yönetici. Her zaman tam gün okulda olmuyor, o yüzden sürekli bir bakıcı almasına gerek yoktu. Ben yardım etmeyi teklif ettim. Sabah işe giderken çocuğu bırakıyor, akşam da 5’te gelip alıyor. Mesaisinin uzadığı günlerde hem onun aklı bebekte kalmıyor, hem işini rahat yapıyor.”

Bu zor bir hayat. Annesinin istekleri, çocuğun istekleriyle çakıştığında Şadiye Hanımın da sabrını taşıran manzaralar yaşanıyormuş. Buna karşın, torununun büyükannesini görerek büyümesinden memnun:

“Annem de uzun yıllar öğretmenlik yapan, çocuk eğitiminden anlayan bir kadın. Dolayısıyla çocuklara sabrı çok. Torunumun ondan çok şey öğrendiğini görüyorum. Açıkçası bazen ikisinin de bencilliği tutuyor, herkes kendi istediği bir an önce olsun istiyor. O zamanlarda bunalsam da ikisinin birbirine güç verdiğini düşünüyorum.”

Fakat iki nesil bağ kurma görevini üstlenen Şadiye Hanım da bu süreçte en çok yorulan insan. Zaman zaman kaçmak istediğini saklamıyor:

“Bazen ikisini birbirine emanet edip çarşıya çıkıyorum. İnanın emekli olmazdan evvel çok hayal kuruyordum, şimdi gün oluyor oturup bir kahve içemeden akşam geliyor. Kendime vakit ayırma ihtiyacım çok. Eskisi kadar enerjik de değilim.”

Eşime dedim, dinletemedim

62 yaşındaki Erol Gök ve 59 yaşındaki eşi Halime Hanım da hem Erol Bey’in babasına hem de iki torunlarına bakıyor. Halime Hanım’ın muhalefetine karşın, Erol Bey torunlarına yakın olmak istemiş ve sorumluluğu üstlenmeye gönüllü olmuş. Halime Hanım durumu şöyle özetliyor:

“Ben açıkçası dinlemek istiyordum ama eşimin torunlarıyla vakit geçirme arzusu baskın geldi. Torunlarımıza bakmayı seviyorum, fakat eskisi kadar takatim yok. Şeker hastasıyım ve beslenmeme, hayatıma dikkat etmeye çalışıyorum. Oğlanların ikisi de aynı anda bağırmaya başlayınca evde kaçacak yer kalmıyor.”

Erol Beyin 82 yaşındaki babası Muharrem Bey, arkadaşlarıyla zaman zaman emekli lokalinde buluşuyor, yürüyüşler yapıyor. Sabah herkesten önce kalktığı için kahvaltı hazırlamak işi de onun sorumluluğunda. Torunlarının büyük dedelerine çok düşkün olduğunu söyleyen Halime Hanım, “Biz bazı şeyleri dinletemiyoruz, o dinletiyor” diyor:

“Bazen çocuklar telefona, televizyona tutuluyor. O zamanlarda babam onlara hikayeler anlatarak dikkatlerini başka tarafa çevirmeyi başarıyor. Büyük torunum 6 yaşında ve arkadaşlarına ‘Benim iki dedem var’ diyerek hava atıyor. Biraz da bu ayrıcalık hissinin etkisi var galiba.”

Buna karşın Erol Bey söze “Tam sorumluluklardan kurtulduk dediğimiz yaşta” diye giriyor:

“Çocukları evlendirdik, tam sorumluluklar azaldı, ikimiz bir başımızayız dediğimiz anda önce annem vefat etti, babam bize taşındı, sonra torunlar geldi. Zaten hayat sürekli koşarak geçmişti, 60 geldi hala torun peşinde koşuyoruz.”

Kariyer öne çıkınca…

Sosyolog Sheida Shirvani’nin sandviç nesil üzerine yaptığı çalışma, kariyer beklentisinin artmasıyla bir üst kuşaktan fedakarlık beklentisi içine girdiklerini ortaya koyuyor. Bu kimi zaman ekonomik yükün azaltılması için, kimi zaman yabancılara güvenememekten kaynaklanan bir talep.

Çocuklarını yalnız büyüten bir kadın olmasına karşın şimdi hem annesine hem de kızıyla torununa bakan Aslı Gün de “Şu an ekonomik olarak anneme ve torunlarıma bir bakıcı bulmak zor, kızımın da çalışabilmesi için çocuklarını emanet edeceği bir yere ihtiyacı var” diyor. Torunları büyük olsa da, okuldan geldiklerinde karşılamak ve yemek yemelerini sağlamak Aslı Hanımın işi.

Sandviç neslin giderek arttığı bir gerçek. Buna karşın, bir haksızlık hissi de uyandırıyor. Bu hissi Aslı Hanım özetlesin:

“Evde bir odamız daha olsa, orada dikiş dikmek, resim yapmak, kitap okumak isterdim. Ama torunumun çalışmaya, annemin uyumaya ihtiyacı var. Ve onların öncelikleri hep benim önümde…”