Karaburun Mandalinası Yaşayacak mı?

“Memleketimizde aslında herşey yetişiyor ama çoğu dalında çürüyor. Ürün pazara ulaşsa da parayı aracı kazanıyor, köylü aç kalıyor, üretimi bırakıyor. Ürünü doğrudan köylüden alsak hem üretici kazansa hem biz kazansak…”

Güzel mantık ve ne kadar da basit görünüyor. Peki neden bu bir türlü başarılamıyor?  Bunu mandalina örneği üzerinden anlatmak istiyorum.  Anlatacağım hikaye bolca çaba, risk ve fırsat barındırıyor.

Karaburun, Türkiye’nin en batı ucunda bir yarımada. Küçükbahçe, Karaburun’un da batısında bir köy. Satsuma mandalinasıyla ünlü.

İzmir’in mandalina üretimi yıllık ortalama 150 bin ton. Küçükbahçe’ninki devede kulak bile sayılmaz, Karaburun Batı Mahalleleri Kırsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Yalçın Diker’in verdiği bilgiye göre 3-6 bin ton arasında değişiyor.

Bu durumda bu lezzetli, bol sulu mandalinanın daha Karaburun’da kapış kapış satılıp bitmesi gerekir değil mi? Hayır öyle olmuyor. İlk büyük şanssızlık, mandalinanın Kasım-Aralık gibi hasat edilmesi.

Karaburun 10 bin 700 küsurluk nüfusuyla küçük bir yerleşim. Kış günü, yazlıkçılar, tatilciler de ortada yokken Karaburun’da üretilen mandalinanın tamamının Karaburun’da eritilmesi için 2 ay içinde, kişi başına yaklaşık 300-600 kilo mandalina tüketmemiz gerek. Canan Karatay bir biçimde formüle etmediği sürece, bu pek mümkün görünmüyor.

Ücra bir noktaya ulaşılır mı?

Küçükbahçe’de yetişen mandalinanın Karaburun’a gelmesi bile sorun. Geçmişte Küçükbahçe’de ticaret, deniz yoluyla yapılırmış. Bugün ise dünyaya karayoluyla bağlanan,  Karaburun’un batısında, yani batının da batısında yer alan Küçükbahçe, “ücra” bir yer sayılır. Karaburun merkeze 30 km, İzmir’e 100 km uzaklıkta. Yolları dar ve virajlı. Küçükbahçeli, yıllarca ürününü bu yolu aşıp gelmeyi kabul eden az sayıda aracıya satmış.

Kooperatifçilik, bu konuda bir çıkış sağlayabilir mi? Karaburun Batı Mahalleleri Kırsal Kalkınma Kooperatifi, 2018 yılında kurulan bir kooperatif. Bu kooperatifle ben de aynı yıl, gönüllü olarak mandalina hasadına katıldığımda tanıştım.

O vakitler kooperatifin Karaburun’un batı kıyılarında yer alan 6 köyden 60 üyesi vardı. Şimdi 2 yıldan az bir sürede, bunlara 3 köy Ambarseki, Saip, Tepeboz ve 2 mahalle Karaburun Merkez ile Karaburun İskele eklenmiş. Üye sayısı 85’e ulaşmış.

Kooperatif ne fark yarattı?

Katıldığım projenin adı “hasat ve ötesi”ydi.  Ekilen dikilen ürünün hasat bile edilemeden dalında çürümesi, Türkiye’de yıllardır konuşulan bir sorun. Bu sorun, biz 12 gönüllünün hasada katıldığı dönem İzmir genelinde daha da büyük bir dert olmuştu.

Çünkü o yıl çok bereketliydi!

2018 yılında İzmir’de mandalina üretimi ortalamanın 3 katına çıktı, bir çok bahçede dallar meyvenin ağırlığından yerlerde sürünüyordu, üreticinin önce yüzü güldü, sonra kasımda aniden bastıran sıcakların da etkisiyle toplanmayan ürün dallarda hızla bozulmaya, çürümeye başladı. Buna bir de Çukurova’dan Rusya’ya yollanan mandalinaların “akdeniz meyve sineği var” gerekçesiyle geri gönderilmesi eklendi. Çukurova’da bahçede mandalinanın kilosu 40 kuruşa kadar düştü.

Yalçın Diker’in verdiği bilgiye göre aynı yıl kooperatif kilosu 1.25 kuruştan piyasaya girdi. Ürününü “tohura verenler” yani dalında satanlarsa, kilosu 70-80 kuruştan anlaşmıştı.  2019 sezonunda bu defa mandalina azdı, ürün kıymetlendi. Tohura verenler kilosu 1.75 kuruştan anlaştı. Kooperatif ise 2.40 kuruş verdi. Kooperatifin verdiği fiyat, kooperatif üyesi olmayanların bile pazarlık gücünü artırdı. Mandalinanın aracıya satışta kilosu 2 liranın altına inmedi. Ben Karaburun’da bu yıl Küçükbahçe mandalinasını aracıyla köye kadar gelen üreticiden kilosu 3 liradan aldım.

Bu arada tohur sistemini kısaca anlatmak gerekirse… Tohurcu bahçe sahibine, “bu bahçeden aşağı yukarı şu kadar ürün çıkar, kilosu bu kadardan alırım” diyor, ürünü kendi topluyor. Parayı “bir vadede” ödüyor. Tohura vermek, bahçe sahibini hasat ve pazarlama dertlerinden ve ürününün elde kalma riskinden koruyor. Ancak fiyat düşüyor. Ödeme aksayabiliyor. Azıcık aşım ağrısız başım modeli.

Budamak ya da budamamak

2018 sezonunda Kooperatif Başkanı Diker ile konuştuğumuzda, Küçükbahçe’de mandalina üretiminde sorunlu alanları şöyle sıralamıştı:
1) Budama
2) Hasat
3) Pazarlama

O günden bu güne ne değişti veya değişti mi?

Budama meselesinden başlarsak. Sadece mandalina değil zeytinde de budamada problemler olduğu uzmanların sıkça dile getirdiği bir sorun. Kooperatif, bu yıl İl Tarım Müdürlüğü’nden gelen uzmanlar aracılığıyla budama konusunda bir eğitim vermiş. İlgi gören bu eğitimin açık alanda uygulamalı tekrarı düşünülüyormuş.

Genellikle tüm meraklılara açık düzenlenen bu eğitime ben de katılmak istiyorum, çünkü budamayı bilmiyorum. Mandalina hasadından edindiğim deneyime göre, dalları kontrolsüzce çoğalmış ağaçlarda meyve bol gözükse de gerçek verimin düşük olduğunu, meyvelerin bir kısmının zayıf, küçük, hasarlı olduğunu söyleyebilirim.

Dalları biçimlendirilmemiş ağaçlarda, ağacın dış çeperindeki mandalinaları pat pat toplamak kolay,  ancak dalların iç kısmına ulaşmak neredeyse imkansız. Orasından burasından kılıç sokulan tahta kutulardaki sirk yıldızları misali eğilip bükülsen bile gözünün önündeki mandalinaya erişememek epey sinir edici bir deneyim.

Hasat etmek kolay mı?

Küçükbahçe özelinde düşünürsek, hasat için dışarıdan adam getirmek hala maliyetli, üretici ailelerde yaş ortalaması hala yüksek. Bu kısa vadede değişecek gibi durmuyor.

Aile tipi üretimde en deneyimli kadınlar, mandalinaları boylarına göre ayırıp tasnif etme işinde çalışıyor. Kooperatif bu alanda kısmi de olsa bir rahatlama sağlamak için “boylama makinesi” edinmeye karar vermiş. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden bu konuda destek sözü almışlar.

Kooperatifin hedeflerinden biri de soğuk hava deposu edinmek. Soğuk hava deposu meselesi, taze sebze, süt ürünü, et, çiçek yetiştiricisi pek çok köyün en büyük hayali.  Bu konuda da Karaburun Belediyesi ile görüşme halindeymişler.

Gönüllü hasat bir çözüm olabilir mi?  Nitelikli tarımı turizmle birleştirmiş ülkelerde, kentlerdeki, zeytinliklerde, bostanlarda, bağlarda, peynirhanelerde meraklıların üste para vererek çalıştığını biliyoruz. Gönüllüler eliyle yapılan hasat, üretici ne yaşıyor, koşulları neler,  tüketici ne istiyor, öncelikleri neler, bu konularda sohbet ortamı oluşturmak, üreticiyle tüketici arasında somut ve sürekli bir bilgi akışı sağlamak, buna göre ürün tasarlamak açısından değerli. Kooperatif de bu kapsamda başlattığı hasat projesini sürdürmeyi planlıyor.

Ama gönüllülük, profesyonel hasat bekleyen bahçeler için bir “çözüm” değil. Mandalina örneğinde toplama sırasında kırılan dallar, kazara yolunan yeşil yapraklar, mandalina her dem yeşil bir ağaç, ürün vermesi için yaprak sayısını koruması gerek,  yanlış koparıldığı için kabuğu zedelenen ve ziyan olan ürünler, dert. Bunların olmaması için gönüllülerin başında bilen bir kişinin bulunması gerek ki, bu da bir işgücü israfı. Zamana ve hava durumuna karşı yarışırken kaçının gelip gelmeyeceği belirsiz sayıda gönüllü için araç ve öğlen yemeği ayarlamak, buradan düzenli bir emek çıkarmak astarı yüzünden pahalıya gelecek bir iş. Gönüllü açısından da Küçükbahçe gibi ulaşımı uzak ve pahalı bir yere üste para vererek gidip gelmek, bahçe sahibi hazırlıksızsa öğle vakti aç kalmak,  uzun saatler yolda olmak “sezon boyunca”, yani ortaya bir iş çıkaranana kadar üstlenilebilecek bir yük değil.

Özetle işgücü eksiğinden hasat edilememiş bahçelerde bir ritme ve tanıma oturtulup tamamlanması gereken işler, “sen, ben, bizim oğlan toplanıp girişir, bitiririveririz” boyutunun üstünde.

Pazarlama meselesi

Yeni pazarlar diyorduk. Kooperatif ilk yıl yaklaşık 60 ton, ikinci yıl ise yaklaşık 500 ton mandalinanın Uşak, İzmir ve Balıkesir’e satışına aracılık etmiş.  Ayrıca mandalina, reçel, bal, nar ekşisi, hurma zeytin gibi tüm ürünler için yeni satış noktaları sağlamış. Mandalina ve diğer ürünler, Bademler Doğal Yaşam Köyü’ndeki satış noktasında, Pagos ve Kültürpark’taki üretici pazarlarında, ayrıca internetten satılıyor.  Kooperatifin hedeflerinden biri de Karaburun’da bir satış noktası açmak.

Küçükbahçe’de olmayan şeylerden biri de “mumlama makinesi”. Benim gibi limonun, mandalinanın kabuğunu da yiyen, rendeleyip ona buna katanları memnun eden bir durum bu. Ancak mandalinaların çok kısa süre içinde bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle, Küçükbahçe mandalinası çıktığında her gördüğüm yerde alıyor, mutfakta çürütmemek için sıkıp içiyorum. Annemim “kızım lifiyle ye onu” uyarılarına rağmen. 2 ayda 600 kilo hedefine yaklaşamasam da epey gayretliyim, tadına da bayılıyorum.

Sabah akşam doğal, katkısız, taze mandalina suyu içmek de güzel ama bir yere kadar! “Dalında çürütmeme”nin mantıklı yollarından biri, mutfak kültürü ve ürün çeşitliliği oluşturmak. Mandalinadan başka ne üretilebilir? Reçel, kurabiye, sabun, temizlik losyonu, likör, kolonya.

12.Batı Köyleri Mandalina Şenliği’nde kooperatifin mandalina reçeli, Satsumania’nın lolipopu ve mandalina cipsleri, Sermet Karaca Fırını’nın mandalina lokumu ve yemek yarışmasında birinci olan Mordoğan Yaşam Dostları Derneği’nin Mandalina Likörlü Kreması en çok aklımda kalanlar.

Fırın diyorum da aslında tam adı, “Sermet Karaca ve Tarım Ürünleri”. Kahve yanında yemeye doyamadığım mandalina lokumlarının yanı sıra, tezgahlarında Karaburun’un bademli, susamlı ekmeği de var. Ekmeğin görüntüsü başlıbaşına bir şölen. Malzeme zenginliğine ve şekline bakılırsa bu topraklarda üretilen en eski ekmeklerden olması kuvvetle muhtemel. Fırın sahibi genç çift, mandalinalı sıvı el sabunu da üretmiş.

Satsumania, Parlak köyü merkezli bir firma. Alişan Özaydın şehirdeki işini ve hayatını geride bırakıp dede yadigarı mandalina bahçelerinin başına geçmiş. Güneşte kurutulmuş, sıfır katkılı mandalina cipsleri sanırım en çok rağbet görecek ürünlerden.

Bir ürünün geliştirilmesi, bir kooperatifin ortaya çıkarılması bir şey, onun ekonomik açıdan etkili hale getirilmesi başka bir şey. Ve bunların her biri çok çaba, çok sabır istiyor.

“Hiçbir şey dalında ziyan olmasın, internetten sipariş vereyim kargoyla kapıma gelsin” hayali  de bir gün gerçek olacaksa, bu her yaştan, her deneyimden binlerce insanın görünür, görünmez emekleri, hayalgüçleri ve inatları sayesinde olacak.