73 Yaşında Bir Genç:  Marina Abramovic “Akış” Sergisine Davet Ediyor

Seyircisine pirinç saydıran ya da biten bir aşkın ardından Çin Seddi’nin boydan boya yürüyen bir isim Marina Abramovic. Sanatıyla provoke ediyor, düşündürüyor, insan zihninin ve bedeninin sınırlarını zorluyor. Akış sergisiyle ilk kez Türkiye’ye gelen 73 yaşındaki sanatçının hayatı da eserleri kadar ilgi çekici. Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki ana serginin bir ayağı da Beyoğlu’ndaki Akbank Sanat’ta sürüyor.

Marina Abramovic sıradışı bir sanatçı. Bedeniyle gerçekleştirdiği performansları çoğu zaman insanların hayal bile etmediği noktalara ulaşıyor, en sıradan içgüdülerle yüzleşmeyi sağlıyor. Sanat tarihçileri çoktandır onu “Performans sanatının yaşayan en büyük ismi” olarak anıyor. 

31 Ocak’ta İstanbul’da Sakıp Sabancı Müzesi’nde açılan “Akış’ sergisiyle sanatseverlerle buluşan sanatçının bu sergisi Türkiyeli sanatçıları da kapsıyor. Yapılan başvurular arasından seçilen isimler 26 Nisan’a kadar sürecek sergi boyunca performans sergileyecek. 

Marina Abramovic Enstitüsü’nü kuran sanatçı, artık eskisi kadar performans yapmasa da, seyircilerini sergilerine katan, performans sanatını anlamalarını sağlayan sergilere imza atıyor. Türkiye’deki sergi de bu açıdan önemli. İzleyiciler de performans sanatını deneyimleyecek, Abramovic’in kariyerini tüm detaylarıyla görecek.

Yugoslavya’da büyüyen bir çocuk

Marina Abramovic 1946’da Tito’nun Yugoslavyasında doğup, o ortamda büyüyen bir çocuk. Babası ve annesi Yugoslavya’nın önde gelen isimlerinden ve Nazilere karşı gösterdikleri direnişle tanınıyorlar. Bu ortamda doğup büyüyen Marina, çocukluk günlerini sergi kataloğunda yer alan röportajında anlatıyor. Babası yüzme öğretmek için onu denizin ortasında atmış ve kıyıya doğru kürek çekmeye başlamış:   

“Bu, sadece partizanların çocuklarına sert olmayı öğretmeleriyle ilgili değildi. Ben ilk günden itibaren kendi ayaklarım üstünde durmak zorunda olduğumu biliyordum.” 

Abramovic için korkuyla acı yanyana. İçindeki korkuyu yenmek için acıyı açığa çıkardığını anlatıyor, “Eğer birisi korkuyu yenmek için kendisine acı çektiriyorsa, o zaman acı kabul edilebilir” diyor. 

Yugoslavya’nın çok kültürlü ortamında şekillenen çocukluğu ve gençliğine özgürlük damgasını vuruyor. Bu durum, sonrasında sanat hayatında da öne çıkan cesareti de şekillendiriyor. Rauschenberg, Jasper Johns, Yves Klein, Jannis Kounellis gibi çağdaş sanatın efsane isimlerinin işlerini görerek büyüyen Abramovic, 1969’da Gençlik Sanat Evi’nde yaptığı resimleri sergiliyor. 

Onun beden sanatına yöneldiği süreçse, Edinburg’ta parmaklarının arasına bıçak saplayarak gerçekleştirdiği performansla başlıyor. Bu gösterinin ardından Joseph Beuys’un dikkatini çeken Abramovic’in bedeninin sınırlarını zorladığı bir dönem başlıyor.

Alman asıllı Ulay’la tanışması, hayatında bir kırılma noktası. Birlikte imza attıkları işler, bugün de konuşuluyor. Çırılçıplak soyunup bir kapı eşiğinde karşılıklı dikilmeleri ve ardından gözaltına alınmaları; birbirlerini nefessiz bırakıp fenalaşana kadar öpüşmeleri; karşılıklı attıkları tokatlar ve kendilerini bir galeride duvardan duvara çarpmaları… Her biri bugün de ilgi çekici. 

Bu ilişkinin sonu da bir sanat eseri: Çift Çin Seddi’nin iki ucundan birbirlerine yürüyerek ayrılıyorlar.

Sanatçının performansları görünenin dışında bir yeri provoke ediyor: İnsanın içgüdüleri. Savunmasız bir kadına neler yaparsınız? Çürüyen hayvan kemiklerine katlanabilir misiniz? Parmaklarınızın arasından bıçak geçirir misiniz? Ucu size dönük bir okun yayını çeker misiniz? Abramovic ömrünce bu soruların peşinden gitti.  

Bedenini çevreyle beraber düşünen, tanımlayan, kişisel ilişkilerini kavramsal hale getiren sanatçı bugün 73 yaşında ve yıllarca konuşulan performanslara imza atmaya devam ediyor. MOMA’da günlerce insanlarla göz göze geldiği Nightsea Crossing bunlardan biri. 

Bir hayatı özetleyen sergi 

Abramovic’in Türkiye sergisi, bütün kariyerini izleyiciyle buluşturma hedefi taşıyor, sanatçının ömrü boyunca gerçekleştirdiği performanslar Akış sergisinde. Abramovic uzun zamandır yeni bir performans sergilemese de bırakmış da değil. Marina Abramovic Enstitüsü Direktörü Tanos Argyropoulos bu durumu, ‘yapmış olmak için iş yapmaktan kaçınması’yla açıklıyor. 

Serginin bir ayağında Türkiyeli sanatçıların müzede performansları izleyiciyle buluşurken, bir ayağında da Abramovic’in kariyerini anlatan dokümantasyon yer alacak. 

Abramovic Türkiye’deki izleyicisiyle onları da sanatına katarak buluşuyor. Röportajında dediği gibi: 

“Önceden insanlar benim akıl hastanesine kapatılmam gerektiğini düşünüyorlardı, ama şimdilerde yaptıklarımı takdir ediyorlar. Ciddiye alınmak uzun sürüyor.” 

Bu uzun yol, 26 Nisan’a kadar Akış sergisinde.