Nostalji yapmayı niçin bu kadar seviyoruz?

“Keder ve mutluluk gibi, nostalji de evrensel bir duygudur. Bu hissi tüm ırklardan, tüm kültürlerden ve tüm yaştan insanlar paylaşır. Her ne kadar aynı geçmişi paylaşıyor olmasak da, hepimiz geçmişe yönelik karşı konulmaz bir nostalji hissederiz.” 

Lauren Martin

Çok parlak bir çocukluk ya da ergenlik dönemi geçirmemiş bile olsanız, 30 yaşını aştıktan sonra o yıllar insana gerçekte olduğundan çok daha mutlu ve parıltılı gelmeye başlıyor. Ve bu andan sonra kendinizi bir anda, içindeyken “bir an önce bitse de mezun olsak” dediğiniz lise yıllarınızı ballandıra ballandıra anlatırken ya da aslında pek de huzurlu olmayan aile ortamındaki dayanışmayı anarken buluyorsunuz.  Peki ne oluyor da geçmişte kalan yıllar, üstünden zaman geçtikçe bize olduğundan daha sevimliymiş gibi geliyor? Nostalji yapmamızı tetikleyen bilimsel nedenleri ve nostaljinin insan psikolojisi üzerindeki etkileri siz Heryasta.org okuyucuları için araştırdık.

Nostalji sözcüğünün sizdeki çağrışımı nedir bilmiyoruz ama genel algı bu sözcüğün hüzün, keder ve özlem gibi iç burkucu hislerle ilişkilendiriyor. Aslına bakarsanız bu kanı çok da yanlış sayılmaz. Çünkü nostalji sözcüğünün kökeni, Yunanca “nostos” (geri dönmek) ve “algos” (acı) kelimelerinin birleşmesine dayanıyor. Diğer bir deyişle nostalji sözcüğünün etimolojisi aslında her şeyi en şeffaf şekilde açıklıyor. Peki keder, acı ve hüzün kavramları, nostalji sözcüğünün etimolojisinde bile mevcutken nostaljiyi neden bu kadar seviyoruz dersiniz? İşte bu noktada nostaljinin her çeşidinin aynı olmadığını bilmek gerekiyor. Yani nostalji olgusu da kendi içinde canlandırıcı nostalji ve yansıtıcı nostalji olarak ikiye ayrılıyor.

Canlandırıcı nostalji, kişinin geçmişi bilinçli şekilde anarak o zaman yaşadığı duyguları içinde yeniden canlandırma amacı gütmesine dayanıyor. Yansıtıcı nostalji ise geçmişin geçmişte kaldığını kabul ederek yalnızca o zaman hasret duyma halini ifade ediyor. Hatta birçok kognitif bilim insanı, nostaljinin kişiye temel değerlerini anımsatmak ve ona yaşam amacını anlatmak gibi işlevlere de sahip olduğunu düşünüyor.

Eski bir şarkının hissettirdiklerinin ardındaki bilim

İnsan öğrendiği her yeni şeyi, geçmişi ya da yaşam öyküsü hakkındaki bir bilgi topluluğuna entegre eder. Zaten hafıza, yaşamımızdaki bütün bu deneyimlerin oluşturduğu bir ağdan ve soyutlanmasıyla elde edilen bir sentezden başkası değildir. Dolayısıyla nostalji yaptığımızda, zihnimizdeki o karmaşık ağ ile yeniden temasa geçmiş ve oradaki soyut sentezi canlandırmış oluruz.

İnsan beyninin bilgi depolama ünitesi olan hipokampüs, geçmişle olan reel bağlantımızı sağlayan beyin bölümüdür. Yani hipokampüs olmasaydı hepimiz geçmişi olmayan birer “tablula rasa” yani Joh Locke’un boş levha önermesi gibi olabilirdik. İşte beyindeki bu denizatı formundaki bölge aynı zamanda beynin duygusal ve dürtüsel bölgesi amigdala ile yoğun bir etkileşim halindedir. Yani yaşadığımız bir deneyim sırasında, bu iki beyin bölgesi birlikte çalışır ve farklı duyularımızdan akan verileri bir araya getirir. Sonuç olarak da, deneyimler / bilgiler duygularla iç içe geçer. Bu yüzden de duygusal bir olay meydana geldiğinde, beynimizdeki amigdala bölgesi, bu duygusal içeriği algılamamıza yardımcı olurken hipokampüs bölgesi ise yaşanan olaydaki detaylarla ilgilenir. Olayın üzerinden zaman geçtiğinde, olaya dair somut detayları genelde unutmamıza rağmen, aynı olayın yaşattığı duygusal etki bize yıllar sonra bile ilk günkü kadar taze gelebilir. İşte beyinde gerçekleşen bu nostaljik reaksiyon genelde duyuları kullanır. Koku alma duyusu ise en güçlü tetikleyicidir. Bunun nedeni kokuların, burundan amigdalaya ve hipokampüse doğru, görme ya da işitmede olduğundan çok daha kısa bir yoldan ulaşıyor olması olabilir. Bu yüzden de esen rüzgarla burnumuza çalınan bir parfüm ya da yan binadan gelen portakallı kekin kokusu, bizleri bir anda seneler öncesine ışınlayacak güçtedir.

Dozunda nostalji antidepresan etkisi yapıyor!

Eski fotoğraflara bakmayı; bizi yıllar öncesine götüren bir şarkı dinlemeyi ya da yıllardır görmediğimiz yakınlarımızla bir araya gelip geçmişi anmayı hangimiz sevmeyiz ki? Severiz sevmesine ama neden bu kadar severiz? Sorunun cevabı basit: Çünkü insanların karşı koymadıkları nostalji zaafı gayet bilimsel nedenlere dayanıyor.

Nostalji yapmak insanı mutlu ve güvende hissettiriyor:

Özellikle aile çağrışımı yapan çocukluk hatıraları, insanı tarifi zor bir huzur evrenine ışınlıyor. Bu yüzden de tek derdin sıcak yataktan kalkıp okula gitmek olduğu o yıllar, insanların anmaktan en çok keyif aldığı dönemlerin başında geliyor. Yani çocukken bayılarak seyrettiğimiz bir çizgi filmi yeniden görmenin bize hissettirdiği o “sıcacık” his aslında geçmişe duyulan özlemden çok daha fazlası…

Sadece kalpleri değil vücutları da ısıtıyor:

2012 yılında Çin’de bulunan Sun Yat-sen Üniversitesi; Hollanda Tilburg Üniversitesi ve İngiltere’deki Southampton Üniversitesi’nin ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma, nostalji yapmanın sadece kalpleri değil vücutları da ısıttığını ortaya koyuyor! Bu ilginç araştırma, yaş gruplarına hitap eden nostaljik şarkılar dinleyen katılımcıların, dinlemeyenlere göre daha sıcak ve rahatlamış hissettiklerini ortaya koyuyor.

Geleceğe dair daha umutlu olmayı sağlıyor:

Nostalji yapmanın iyileştirici etkilerinden biri de insana geçmişte aşılan zorlukları ve zamanın en büyük acıların bile ilacı olduğunu anımsatmasıdır. Yani arada bir “Vay be! Neler görmüş, geçirmişim?” demek insana güçlü hissettirmesinin yanında geleceğe dair umutları da tazeler.

Hafızayı ve algıyı canlı tutuyor:

Bilimsel araştırmalar, sık sık nostalji yapan ve geçmişe dair anıları başkalarıyla paylaşma eğilimi olan insanların Alzheimer, demans ve amnezi gibi hafıza temelli hastalıklara yakalanma oranının daha az olduğunu ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle nostalji, beynimizdeki bilgi akışının tıkanmasını önleyerek, nöronlar arasındaki iletişimin her daim canlı kalmasını sağlıyor.

İnsani ilişkileri pekiştiriyor:

Nostalji yapmanın insanları bir araya getiren özelliğini kim reddedebilir ki? Hatırlayın, Facebook’un ilk dönemlerinde herkesi saran “çocukluk arkadaşlarını bulma” akımı, yıllardır görüşmeyen ne insanları bir araya getirmişti? Nostaljinin insanı sarıp sarmalayan o güzel duygusu, kişiyi aynı zamanda bu duyguyu başkalarıyla paylaşmaya da itiyor. 

Nostaljiyi sağlıklı sınırlarda tutmak… İşte bütün mesele bu!

Instagram kullanıcısıysanız, her Perşembe günü insanların #tbt (Throwback Thursday) hashtagi ile paylaştığı eski fotoğraflarla mutlaka karşılaşıyorsunuzdur. An itibariyle 500 milyonu aşkın gönderi bulabileceğiniz bu nostalji odaklı hashtag, Instagram’ın en çok ilgi gören etiketlerinden biri. Yani diyebiliriz ki her yaştan insanın “geçmişi özlemle anma” ve bunu diğerleriyle paylaşma konusunda ciddi bir hevesi var. Şimdi duruma bir de tersten bakalım: Sizce nostalji yapmayı sürekli hale getirmek, insanı anı yaşamaktan alıkoyuyor olabilir mi?

Orhan Pamuk’un 2008 tarihli Masumiyet Müzesi romanı, aslında bu sorunun cevabı için gerçek bir referans teşkil ediyor. Yarım kalmış aşkını hatırlatan tüm objeleri toplayan ve bu objeleri sergilediği “Masumiyet Müzesi” isimli bir müze kuran Kemal’in hikayesini anlatan roman, geçmişi özlemenin sağlıklı sınırlarını çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Yani eğer geçmişi yad etmeler bizleri bugünden ve akan yaşamın güzelliklerinden alıkoymuyorsa, o zaman ortada herhangi bir sorun olmadığını söylemek mümkün. Ancak davranış bilimciler, geçmişe duyulan özlemin takıntı boyutuna gelmesini ciddi bir patoloji olarak değerlendiriyor. Ve klinik araştırmalar, bu takıntılı geçmişte yaşama halinin arkasında genelde geçmiş bir dönemde yaşanan ağır travmaların ve bu travmaların beraberinde getirdiği “Ya öyle olmasaydı” duygusunun yattığını ortaya koyuyor. İşte bahsettiğimiz gibi geçmişle bağlantısı normal sınırları aşan kişilerin, zaman – mekan algılarını kaybetmemek ve sosyal ilişkilerini tehlikeye atmamak adına profesyonel destek almaları veya nefes egzersizi / meditasyon gibi anda kalmaya yönelik çalışmalar yapmaları öneriliyor.

Kaynaklar: