Yaşın yalnızca bir rakamdan ibaret olduğunu kanıtlayan nefis filmler

Bir film hiçbir zaman sadece bir film değildir! Hele de o film insana yaşamın anlamını sorgulatıp, kişiyi ruhunun derinliklerine inen bir yolculuğa çıkarıyorsa

Yaş olgusunun yalnızca kağıt üzerindeki bir istatistik verisi olduğunu ve insan ruhunun rakamların çok ötesinde bir enerjiye sahip olduğunu beyazperdede en iyi şekilde işleyen birbirinden başarılı filmleri sizler için derledik:

Müzisyenler asla yaşlanmaz: Quartet (2012)

Beecham House isimli bir bakımevinde yaşayan, 75 yaş ve üzerindeki bir grup emekli müzisyenin hikayesini konu alan Quartet aynı zamanda, geçtiğimiz senelerde hayatını kaybeden başarılı oyuncu Dustin Hoffman’ın ilk yönetmenlik denemesi. Kaldıkları Beecham House Bakımevi’nin finansal zorluklar yaşaması üzerine bağış toplamak için bir konser organize eden müzisyenlerimizin yaşadığı nostaljik bir karşılaşma ile aslında “yaşsız” olduklarını fark etmeleri, filmin seyir zevkini ikiye katlıyor.

Sıfırdan başlamak her zaman mümkün: Eat, Pray, Love (2010)

Hollywood’un yakın dönem efsanelerinden Julia Roberts’ın başrolünde yer aldığı ve aynı isimli romandan uyarlanan Eat, Pray, Love (Ye, Sev, Dua Et), başarılı bir yazar olan Elizabeth Gilbert’ın sancılı bir boşanma sonrasında yaşadığı süreci konu alıyor. 40’lı yaşların ortasında kendine yeni bir yol çizen bu yılgın kadının 3 ülkede yaşadığı ilham verici deneyimlerle izleyiciyi etkilemeyi başaran film “hayata sıfırdan başlamanın yaşı yok” sözünün doğruluğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Ruhun yaşı yok: Leon (1994)

Ülkemizde Sevginin Gücü ismiyle vizyona giren ve gösterildiği dönemde gerçek bir fenomene dönüşen Leon, etkileyici anlatımıyla bugün halen yüzyılın en iyi filmleri arasında gösteriliyor. Tüm ailesi öldürülen 12 yaşındaki Mathilda ile 40’lı yaşlarında bir tetikçi olan Leon’un kadersel buluşmaları ile başlayan film, sevginin; empatinin ve dayanışmanın yaştan çok bağımsız olgular olduğunu izleyiciye en dokunaklı haliyle vermeyi başarıyor. Unutmadan belirtelim film sadece konusu ve oyunculuklarıyla değil Sting’in Shape Of My Heart şarkısının kullanıldığı final sahnesiyle de efsaneleşmiş durumda.

Bu stajyer bambaşka: The İntern (2015)

The İntern sıradışı konusuyla kalpleri ısıtan bir film. Başarılı bir şirketin sahibi olan Jules Ostin, çalışanlarından birinin tavsiyesiyle yeni bir stajyer programı başlatır. Biraz yaşını almış insanlara yönelik olan bu deneysel programa ilk başlayan kişi ise 70 yaşındaki Ben Whittaker olur. Geldiği günden itibaren disipliniyle herkesi şaşırtan ve şirketin genç kadrosunun yaş ortalamasını bir hayli yükselten Whittaker, yanında çalıştığı Ostin’le zamanla sağlam bir dostluk kurar. Yönetmen koltuğunda Nancy Meyers’ın oturduğu, komedi filminin başrollerini ise Anne Hathaway ile Robert De Niro paylaşıyor.

Ya şimdi ya da asla: The Bucket List (2007) 

Jack Nicholson ve Morgan Freeman gibi iki dev aktörün yer aldığı The Bucket List, zamanın aslında ne kadar yanıltıcı bir kavram olduğunu insanın yüzüne tokat gibi çarpan bir senaryoya sahip. Aynı hastanede ölümcül türden kanserlerle mücadele eden ve artık pek fazla vakitleri kalmayan iki adamın beraberce bir “Ölmeden önce yapılacaklar listesi” hazırlayarak, 70 senelik bir hayatı birkaç aya sığdırmaya çalıştıkları macera, izleyenlere unutulmaz bir 2 saat yaşatıyor.

Rakamlar aşkın önünde durabilir mi: Something’s Gotta Give (2003)

Konu duygusal ilişkilere geldiğinde kendi yaşlarını kabullenmekte zorlanan iki orta yaşlı insanın umulmadık yakınlaşmasını konu alan Something’s Gotta Give’i izleyen herkesin kapıldığı ortak his “Beden yaşlansa da kalp hep 18 yaşında kalıyor” oluyor! Ülkemizde Aşkta Her Şey Mümkün ismi ile vizyona giren bu sıcacık filmin başrollerini ise usta aktör Jack Nicholson ile Diane Keaton paylaşıyor.

Yola çıkmak gençlik değil cesaret ister: Wild (2014)

Zorluklarla mücadele etmek, cesaret ve konfor alanından çıkmaya dair ilham veren bir hikaye seyretmek isterseniz başrolünde Reese Witherspoon’un muhteşem performansına tanıklık ettiğimiz Wild (Yaban)’ı izleyebilirsiniz. Çok sevdiği annesinin ani ölümü ve berbat giden evliliği nedeniyle sıfırı tüketme noktasına gelen 45 yaşındaki Cheryl’nin hayatını geri almak için yola çıkmasını konu alan filmin her karesi son derece gerçekçi.  Amerika’daki en uzun, en zorlu ve en vahşi transit yolu olan Pasific Crest Yolu’na sıfır tecrübe ile çıkan bu cesur kadının yolda yaşadıkları yeni hayatını elleriyle inşa edişi kelimenin tam manasıyla nefes kesici.

Hiçbir şey için geç değil: I’ll See You In My Dreams (2015)

I’ll See You in My Dreams, beyazperdede çok sık görmediğimiz bir yaş aralığında geçen gerçekçi romantizme odaklanıyor. 20 sene önce eşini bir uçak kazasında kaybetmiş olan Carol’un kendi rutinlerine hapsolmuş hayatının sihirli bir dokunuşla değişmesini konu alan film özellikle 60 yaş üzeri kadınlardan büyük ilgi görüyor. Genç bir adamla yaşadığı acı bir tecrübenin ardından gerçek aşkı bulan Carol’ın hikayesini anlatan film, konu aşk olduğunda hiçbir şey için geç olmadığını son derece naif ve samimi biçimde işliyor.

 

Sınırlar aşılmak, tabular yıkılmak içindir: Driving Miss Daisy (1989)

1989 yılında toplam 4 dalda Akademi Ödülü’ne layık görülen Driving Miss Daisy (Bayan    Daisy’nin Şoförü) önyargı ve yerleşik tabuların her yaşta yıkılabilen şeyler olduğunu kanıtlaması bakımından çok önemli bir yapım. Kendisine zorla tahsis edilen şoförü istemeyen ve onu reddeden yaşlı bir kadının zamanla şoförü ile kurduğu dostluk bağını anlatan film, şoför rolündeki Morgan Freeman ve Jessica Tandy’nin büyüleyici performanslarıyla taçlanıyor.