1989’un Aralık ayında bir gün, Gündoğdu İlköğretim Okulu’nun üçüncü sınıfına giden bir çocuk telaşla koşturuyordu. Bulgaristan göçmeni Türkan öğretmen tüm sınıfa Yerli Malı Haftası kutlanacağını, herkese hazırlıklı gelmelerini söylemişti. Çocuğun annesi evde hazırladığı kek, börek vesairenin yanına elma, portakal, fındık eklediği tıka basa dolu beslenme çantasını tutuşturmuştu eline. Ama çocuk huzursuzdu, elma da neydi, fındık mı bu özel günün misafiriydi, herkes ne şahane şeyler getirecekti kim bilir, tüm sınıfa rezil mi olacaktı? Önce birkaç arkadaşıyla paralarını birleştirip küçük bir yaş pasta aldı ama bu onun tatmin etmedi; daha büyük, daha görkemli bir şeye ihtiyacı vardı. Dolandı durdu caddelerde. Sonunda Güngören Karakolu’nun karşı köşesindeki manavda buldu aradığını.

O çocuk bendim. O gün manavdan aldığım şey de çikita muzdu. Peki nasıl oluyordu da bildiğimiz muz onca meyvenin, kuruyemişin yanında hazine değeri taşıyordu? Anlatayım.

Muz ilginç bir meyve. Yurdumuzda geç tanınmış olmasına karşın bugün dünya üzerinde pirinç, mısır, buğday ve sütten sonra en çok tüketilen besin maddesinden bahsediyoruz. Tarihi beş-altı bin yıl öncesine dayanan bu meyve, bir rivayete göre Türkiye’ye “yanlışlıkla” gelmiş. Bazı kaynaklar, Alanya’da kereste tüccarlığı yapan Şerifali Mehmet Ağa’nın 1870’te gittiği Mısır’dan evinin bahçesine süs olarak dikmek için bir muz ağacı getirdiğini yazıyor. Bir zaman sonra ağacın meyveleri olduğunu gören ev ahalisinin merakı, Mehmet Ağa’nın “zehirli olabilir, yemeyin” uyarısıyla bastırılıyor. Ancak olgunlaşıp yere düşen muzları hayvanların afiyetle yediğini gördükten sonra onlar da yemeye başlıyor.

Takip eden yıllarda muz üreticiliği yaygınlaşsa da hem halkın çoğunluğunun bu meyveden habersiz oluşu hem de fiyatının yüksekliğinden dolayı alt-orta gelirli ailelerin evine yıllarca muz girmedi. Çocukluğumun en tuhaf motiflerinden biridir; ayda bir ya da iki defa yalnızca evdeki kişi sayısı kadar muz alınırdı ve annem burnundan kıl aldırmaz bir kamu muhasebecisi gibi kim “hakkını” yedi, kalan muzlar kimin çetelesini tutardı. Sadece muz da değil, çeşitli sebeplerden dolayı ağır yokluk yıllarından geçen Türk halkının mutfakla ilişkisinde matematik başroldeydi ve refah düzeyi yükselmeye başladıktan sonra bile o tedbirlilik hali uzun zaman kaybolmadı. Köfte hep tane hesabıyla pişirildi, şampuan beş litre alınarak küçük kutulara dolduruldu ve mevcut ayakkabı bin bir parçaya ayrılmadan yenisi alınmadı. Arzusu tatmin edilmemiş çocuk şımarıklığıyla harmanlanmış taleplerimiz “bizim zamanımızda sofrada kurtlu zeytin bile yoktu” duvarına çarparak parçalandı.

80’li yıllardaki ithalat politikaları ve gümrük anlaşmaları, dünyada üretilen hemen her şeyle tanışmamızı sağladı ki onların başında “çikita muz” vardı. ABD’nin en güçlü gıda markalarından Chiquita’nın etiketini taşıyan ve kısa zamanda özel isim olmaktan çıkıp sıfata dönüşen bu muz Türkiye’deki üreticileri çok kızdırdı ama fiyatı bir anda yarı yarıya düşen meyve kısa sürede herkesin gözdesi oldu. Çoğu insanın nereden geldiğini bile bilmediği bu “yabancı” muz “yerli” haftamıza böyle girdi işte.

Biz hâlâ “Yerli Malı Haftası” desek de 1983’te “Tutum, Yatırım ve Türk Malları Haftası” olarak adı değiştirildi hatıralarımızda özel yeri olan bu günlerin. İlk olarak I. Dünya Savaşı sonrası oluşan ekonomik darboğazdan dolayı yabancı ülkelere para akışının önünün kesilmesi ve toplumsal tutum bilincinin oluşması amacıyla Atatürk tarafından 1923’teki İzmir İktisat Kongresi’nde ilan edildi. 1946’dan beri de 12-18 Aralık arasında resmi olarak kutlanıyor. Yerli Malı Haftası şiirlerinin birçoğu da Cumhuriyet dönemi şairlerinden İsmail Hakkı Sunat’a ait. Vatan sevgisi, Cumhuriyet bilinci gibi konularda sayısız çocuk şiiri yazan Sunat’ı ismen pek tanımasak da şiirleri elmalarla, fındıklarla, keklerle birlikte Yerli Malı Haftası’nın olmazsa olmazıydı:

“Damla damla akan sudan / Koca göller dolup taşar / Tutumsuzlar kalır yolda / Tutumlular dağlar aşar / Biz tutumlu çocuklarız / Para dolu kumbaramız”

“Üstüm, başım, içim, dışım / Ayakkabım yerli malı / Vatanını seven insan / Yerli malı kullanmalı”

Bugünün çocukları Yerli Malı Haftasında okula neler götürüyor merak ediyorum. Eğer hâlâ muz götüren varsa ithal değil Anamur muzu alıyordur umarım. Yerli olduğu için değil yalnızca, açık ara daha lezzetli olduğu için. Fiyatları birbirine yakın zaten. Üstelik anneler kimin kaç muz yediğinin kaydını tutmuyor artık. Onun yerine, yenmediği için mutfakta çürüyen meyveler adına sitemkâr uyarılar yapıyorlar. Haksız da sayılmazlar. Çünkü bizim zamanımızda…