Satıyorum… Satıyorum… Sat…

Evin köşesinde unutulmuş ayna, kim bilir hangi tarihte nereden nereye giderken kullanılmış bavul, masa üzerinde tozlanmış bir vazo, boynu bükük kalmış bir levha… Üzerinde tarihin tozunu taşıyan objeleri özenle toplayanlar, onların çöpte bitecek akıbetlerine de yeni bir seyir veriyor. Bit pazarına nur yağdıran mezatlar yalnız eskiyle yeni bir araya getirmiyor, her bütçeye uygun alışveriş fırsatı da sunuyor.

İstanbul’un tarihi semtlerinden Balat’ın kafelerle şenlenen sokaklarına yolu düşenlerin kulağına bu aralar “Satıyorum, satıyorum, saaattttt-tım” sesleri çarpıyor. Masaların yerine yerleştirilen sandalyelere oturan meraklı kalabalık, önlerinde gerçekleşen mezatı ilgiyle seyrediyor, belki en son çocukken gördükleri eşyalarla yeniden karşılaşmanın heyecanı içinde kendilerini bu canlı ticaretin içinde buluveriyor.

Mezat Türk Dil Kurumu sözlüğünde açık arttırmayla yapılan ticaret olarak geçiyor. Kitaptan mobilyaya, kıyafetten sanat eserlerine her şeyin mezadı olduğu gibi, sadece bu alışverişe meftun alıcıları da var.

Akla ilk seferinde ederi büyük eserlerin satışını getirse de her alım gücüne hitap edecek mezatların sayısı da son yıllarda giderek arttı. Önce kitaplarla yaygınlaşan bu pazar, nadir bulunan eserler yanında kitap kurtlarının peşine düştüğü türlü tefrikayı da alıcısıyla buluşturdu, piyasa değerinin altında kitaplar bulmak ihtimali birçok müptelanın hayallerini süsledi.

İstanbul’da Kadıköy’de Artemis Sahaf, Barış Sahaf, Taksim’de Gezegen Sahaf, Fatih’te Dylemi Sahaf; Ankara’da Kızılay’da Berdelacuz Sahaf, Bahçelievler’de Güven Sahaf ilk akla gelenler. Bunun dışında birçok kitap evi ve alışveriş merkezi de kapılarını kitap mezatlarına açtı, kitap mezatlarının lügati yeniden canlandı.

Nasıl bir lügat diyecek olursanız hemen açıklayalım. “Lob” bir kitabın tek tek değil seri halinde ya da birkaç kitapla satılması demek. “Çil” neredeyse okunmamış kadar temiz ve zarar görmemiş kitaplara deniyor, “yorgun”sa kapağı ve sayfaları zarar görmüş dağılmak üzere olanlara. “Şömizli” karton ve ciltli eserler için verilen ad, “planş” kitapların içinden çıkan harita ve posterler. Bunlar dışında günlük hayatta ıvır zıvır diye de tabir edilen pul, reklam, ilan, kartpostal nevinden basılı eserler de kitap mezatlarını takip edenlerin önemli merakları arasında. Sırf bunları takip eden, satın alanlar var. İlk baskılar, imzalı kitaplar, üzerinde not olanlar da ayrıca kıymet görüyor.

Bu mezatların en acıtıcı objesiyse, eski fotoğraflar. Bu fotoğraflarda neler yok ki? Mübadele sırasında Edirne garına gelişlerini çektirenler mi ararsınız, 1930’da İstiklal Caddesi’ni arşınlayan liseliler mi? İlk çocuklarının fotoğraflarını gönderen anneler, gurbetlik çeken işçiler, tayin olduğu okuldan fotoğraf paylaşan öğretmenler. Siyah beyaz bu dünya bugünkü kadar canlı.

Çocukluk hayalleri peşinde

Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Çocukluk” şiirinin ilk mısraı “Affan dedeye para saydım, sattı bana çocukluğumu” mezatlarda adeta gerçek oluyor.

Satılan malları teker teker tanıtan münadilerin anlattıklarını heyecanla dinleyen gözler arada bir büyüyor, “Çocukluğumuzda vardı bunlardan” sözleri duyuluyor. Bu merak nasıl bu kadar canlı? Müzayedeleri düzenli takip eden Ayhan Sezgin’e göre, kimi insan için eskiye kavuşmak özlemi, kimi insan için bir masal âlemi:

“Bir ahşap radyoya verilen tepki 60 yaşındaki birinde de 20 yaşındaki birinde de aynı olabiliyor. 60 yaşındaki insan çocukluğunun cızırtılı sesini ararken, 20 yaşında dijital ortamlardan müzik dinlemeye alışmış insan hiç bilmediği gizemli bir dünyaya adım atma heyecanı taşıyor. İnsanların nostalji özlemi sadece gördükleriyle sınırlı değil, hayalleri de nostaljinin lokomotifi.”

Fiyatlar 10 liradan başlıyor, bin liralara kadar yükseliyor. Satılan şeylerin çeşitliliği ise zihni zorlayan cinsten. Aynı anda bir şamdanın satışına da denk gelebilirsiniz, bakır bir tepsinin de, pirinç bir mangalın da, ilk çıkan cep telefonlarından birinin de. Hatta şöyle söyleyelim, ankesörlü telefon bile bulmak mümkün. Hayal gücünün sınırı yok derken, sahiden yok. Münadi ürünleri tanıtmaya önce menşeinden başlıyor “Şu elimde görmüş olduğunuz çini tabak Kütahya’ya özel bir model olup, 1960 senesinde üretilmiştir. Kenarında ufak bir hasarı var ama deseninde solma yok. Duvara asmak üzere düşünülmüş. Antika sayılabilecek bir parça. 40 liradan açıyorum.”

Münadinin pey vermesiyle müzayede başlıyor. Parçalar kimi zaman verilen peyin 5-10 lira üstüne çıkarken, kimi zaman rakam hızla yükseliyor. Herkesin kafasında bir miktar oluyor ve satış çoğunlukla o miktarın üzerine çıkmıyor. Münadi tarafından yüksek fiyatla açılan bir obje varsa ve kimse o fiyatı teklif etmemişse, o ürün daha ucuza satılmak yerine sonradan çıkarılmak üzere raflardaki yerini alıyor.

Balat’ta, Fener Antik Mezat’ta, haftanın üç günü mezat yapılıyor. Gündüz 3’te başlayan mezat ürün çeşitliliğine, gelenlerin keyfine göre kimi zaman akşamın geç saatlerine kadar sürüyor. Çoğunlukla alıcılar da satıcılar da dürüst. Artık işlevi olmayan kömürlü ütü, daktilo, pedallı dikiş makinesi satılırken “Dekoratif” deniyor, hala çalışan siyah beyaz bir televizyona “Küçük Ev’i gösteren televizyon” diye nostaljik unsurlar katılıyor. Piştov satışa çıkınca erkeklerde bir hareketlenme oluyor, dışarıda mezatı izleyen tecrübeliler “Bu parça kaçmaz, bu parça o kadar etmez” diye içerideki hararete katılıyor.

“Mazisi olan objeler bunlar”

Mezatı işleten Celalettin Dursun da eski eserlere meraklı. Kendi de yıllarca beğendiği şeyleri biriktirdikten sonra bir arkadaşının teşvikiyle bu işe girmiş:

“15-20 yıldır biriktiriyordum zaten böyle eşyaları falan. Beğendiğim şeyleri alıp bir kenara atıyordum. Bir arkadaşımız mezat yapalım dedi. Sonra bir baktık ki 3 kat tıklım tıklım dolmuş. Balat’a geldik. Mezatlara nereden ne geleceği belli olmaz. Kimi zaman bir bavuldan, kimi zaman bir kutudan hiç beklemediğiniz bir şey çıkar. Buraya kimin geleceği de belli olmaz. Her yaştan, sınıftan, meslekten insan burada buluşur. Bir eşyayı görünce bir çocuk da heyecanlanabilir, yaşlı biri de. İnsanlar bazen bir eşyayı görünce duygulanıyor ‘bunu en son çocukken görmüştüm’ diyor. Bu çok güzel bir his. Satış yaparken alt sınırımız var ama üst sınırımız yok. Çıkan eşya o günkü profile göre binlerce liraya da satılabilir, 3 liraya da satılabilir. Çok kıymetli olduğunu bildiğimiz ya da hissettiğimiz bir eseri bazen çok ucuza gitmesin diye çektiğimiz de oluyor.”

Başınıza böyle bir hikâye geldi mi diye sorunca, ilginç bir olayı anlatıyor:

“Bir gün mezatta bir tablo çıktı. Eskiciden alınmış. Buradaki mezatta 5 liraya alıcı buldu. Sonra tablonun çok ünlü bir İtalyan ressama ait olduğunu öğrendik. O tablo benim bildiğim 600 bin TL’ye yurtdışına satıldı. O yüzden burada kimin çantasında ne çıkacak bilmiyoruz. Bir şeyi elinize aldığınız zaman, 80 senelik bir şey diyorsunuz. Kim bilir kimlerin elinden geçmiştir diyorsunuz. Fincan alıyorsunuz elinize.  Alman Bavaria. 80 senelik limoj. Kim bilir hangi konaktan, köşkten çıkmıştır.”

Gidip gelenler zamanla müdavim oluyor, ihtiyacı olmasa da meraktan izliyormuş:

“Burada samimiyet var. Kimse bunu ben alamadım diye başkasına kötü davranmaz. Tatlı tatlı rekabet olur ama kavga olmaz. İki insan aynı ürün için çekişir, biri 20 lira, biri 50 lira verir. Sonra 50 liraya alan diğerine hediye eder. Jestlerin de tatlı çekişmelerin de yaşandığı bir yer burası.”

Ali Çelebi de bu cazibeye kapılanlardan:

“Ben eski evleri restore ediyorum. İşime yarayacak şeyler bulmak için mezatlara katılmaya başladım. Sonra sonra bunun bir hastalık olduğunun farkına vardım. Şimdi iki depo eşyam var ve halen bir şeyler alabilmek için mezatları takip ediyorum. Bazı bavullardan çok özel eşyalar çıkıyor. Koleksiyonerlerin uzun yıllar arayıp bulamadığı parçaları buralarda 3-5 liraya satıldığını gördük. Benim gibi birçok meraklı da buralarda mezatları takip ediyor.”

Balat’ta Fener Antik Mezat, Maison Balat, Porto Fenari, Terekeci, Büyülü Fener Eski Eşya Dükkânı, Bir Zamanlar Antika, Anılar Eskici Dükkanı, Mekan Antik düzenli mezat yapılan yerler arasında.

Bir şey alın ya da almayın, çocukluğunuzun tel arabasıyla göz göze gelmek, dedenizin gaz lambasının benzeriyle karşılaşmak, dünyanın hay huyu arasından sıyrılıp maziyi açık hava müzesi gibi önünüze seren bu dükkânlarda gezmek bile mezatlara katılmak için yeterli neden. Gezerken taş plakta cızırdayan bir şarkının dilinize dolanması da cabası.