Bir Kış Sedası: Kars

Eskilerin macera gibi baktığı alternatif tatil iyi ki popüler oldu da Anadolu’nun nice şehri yeniden gün yüzüne çıktı. Bunlar içinde bir şehir var ki, kışı özleyenleri tam manasıyla mutlu edecek güzellik ve sakinlikte. Doğunun ucundaki Kars’tan söz ediyoruz.

Garip ama gerçek: Geniş açılı caddelerden birinde, sağlı sollu taş evlerin arasından yürürken, bir dükkânın vitrinindeki sarı tekerleklere takılıyor gözümüz. Vitrinde çeçilden kaşara nice peynirin ismi gönlümüzü çelince, kendimizi kapıdan girmiş gravyer sorarken buluyoruz. “Gravyer bitti” diyor satıcı; “Aslında hiç bitmezdi ama bu sene bir turist oldu, bir turist oldu,  gravyer bitti.”

Evet, Doğu’nun kış turizminde parlayan yıldızı Kars’tayız. Korkmanıza da gerek yok, yeni gravyer tekerleri yolda.

Doğu Ekspresi’yle beraber dağların arasından, kar manzaraları eşliğinde bir yolculuk yapmak son yıllarda seyyahlığa niyet edenlerin en popüler tercihlerinden biri. Öyle ki bu yolculuk için bilet bulmak neredeyse imkânsız hale geldi. Ankara ya da Kayseri’den başlayan rotanın son durağı Kars.

Kars’ın bu kadar ilgi görmesi, ne beklenmedik ne şaşırtıcı. Özellikle kışın bu şehre gelenleri adeta beyazla taçlanmış bir masal bekliyor. Sabahları Çıldır Gölü’nde güneşin doğuşunu izlemek de geceleyin karla kaplı sokaklarda yürümek de bu keyfe dâhil.

Kars çok katmanlı bir kent. Kapısından girer girmez, çok katmanlı bir tarihin sayfalarında gezinmeye başlıyorsunuz. Şehri elinde tutan bir noktada bulunan Kars Kalesi eteklerinden gezmeye başlayabilirsiniz.

Bir diğer alternatifse, uzak mesafeleri öncelemek. Uzak mesafe denilince de akla ilk Ani Antik Kenti geliyor haliyle.

Anadolu’nun giriş kapısı: Ani

Ani, Kars’a 48 kilometre uzakta, Arpaçay kenarında yer alıyor. UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan kent, Anadolu tarihinin en eski merkezlerinden biri. Tıpkı Kars gibi burası da birçok medeniyete ev sahipliği yapmış ve üzerinde yine bu medeniyetlerin izlerini taşıyor. Harabeler arasında gezerken bir şapele, bir kiliseye, bir ateşbaza, bir camiye rastlıyorsunuz.

İpek Yolu’nun dünya ticaretini üstlendiği dönemlerde Ani de devrinin en önemli ticaret merkezlerinden biri olarak göze çarpıyor. Onuncu yüzyılda kurulup on birinci yüzyılda en parlak devrini yaşayan kent, Türklerin Anadolu’ya gelişlerinden itibaren onlar için de önemli bir yerleşim yeri olmuş. 1064 yılında Ani’yi fetheden Alparslan, şehrin idaresini Şeddatlı Emiri Ebu’l Esvar’ın oğlu Manuçehr’e bırakmış, Manuçehr de şehri imar etmiş. Manuçehr’in ilk yaptırdığı yapılardan birinin Manuçehr minaresi olduğu ve Gazneliler’in zafer kuleleri gibi tek başına bir anıt olarak yaptırıldığı düşünülmekte.

Zamanın etkilerine dayanamayan, ticaret yollarının popülerliğini kaybetmesiyle beraber giderek önemini yitiren, Moğol istilasından depremlere kadar büyük badireler atlatan Ani’den geriye bugün, bir zamanların ihtişamını hatırlatan yapılardan başka şey kalmamış. Çalışmalar devam ediyor ve her geçen gün, yüzyıllar önceye gömülen tarihinin bir parçası daha gün yüzüne çıkıyor.

Şehre vardığımızda içine bahar kokularının karıştığı bir rüzgâr karşılıyor bizi. Bozkırın gökyüzüyle birbirine karıştığı bu coğrafyada bizden önce gelenlerin yaptığı gibi, insanın doğa karşısındaki acizliğini ve mücadelesini hatırlamak için bir süre duruyoruz. UNESCO tarafından kültür mirası ilan edilen antik bölge her yıl yerli yabancı binlerce turisti ağırlıyor.

Gölün üzerinde bir akşamüstü

Ani’den sonraki durak, Çıldır Gölü. Kars seyahati yapanlar, rotalarını sırf bu duraktan dolayı özellikle kışa denk getiriyor. Peki, kışın hayli sert bir iklimi olan Çıldır Gölü’ne niye insanlar akın akın geliyor dersiniz? Çünkü Çıldır Gölü, Türkiye’de donan tek göl. Bu sorunun cevabını, kış güneşinin yakıcılığı yüzünüze vururken ve soğuk tüm hücrelerinize işlerken ısrarla gölün üzerinde durarak veriyorsunuz. Gölün civarı soğuk olmasına soğuk ama karşılaştığınız öylesine muhteşem bir manzara ki oradan bir an bile ayrılmak istemiyorsunuz.

Göl, havaların soğumasıyla beraber buz tutuyor ve bu buz nisan ayına kadar kalıyor. Bu da demek oluyor ki nisan ayına kadar gölün yüzeyinde yürüyebilir, kızağa binebilir, kayabilir ya da balık tutabilirsiniz. Balık tutmak biraz daha uzmanlık isteyen, yardım almak zorunda olduğunuz bir etkinlik olsa da gelenlerin ilk sorduğu şeylerden biri. Buz kütlelerini kesiyor, özel kırıcılarla kalan buzları çıkarıyor ve “Vira Bismillah” diyorsunuz. Çıldır Gölü’nde sarı sazan balığı avlanıyor.

Mart başında yüzeydeki buz incelmeye başladığı için şansımızı zorlamıyor ve yürümekle yetiniyoruz. Suyun içine düşme ihtimalinin soğuğu bile insanı titretiyor. Gölün en derin noktası 49 metre ve buz 80 santime kadar kalınlaşıyor. Çıldır Gölü’nün manzarasına meftun olanlar var, güneşin doğuşu ve batışı burada elbette güzeldir ama bembeyaz bir gölün üzerindeki masmavi bir gökyüzü de insanı yeterince sevindiriyor. Gölü baştan sona kadar yürüyerek fethetmek, dağlara kadar erişen beyazlığı izlemek ve sessizliği dinlemek Çıldır’ın vaatleri arasında.

Bir serhat şehri

Uzak mesafeleri gezdikten sonra, Kars merkeze inme zamanı geliyor.

Kars, bir merkezin çevresinde sarmal gibi büyüyen haliyle diğer Anadolu kentlerini hatırlatsa da nevi şahsına münhasır binaları, taş işçiliğinin öne çıktığı yapısı ve geniş caddeleriyle farklılaşıyor. Kimle konuşsak, “Akşamları kar yağarken şu caddelerde yürümeliydiniz” diyor ki hayali bile insana ferahlık veriyor.

Kars’a geldiğinizde dikkatinizi çekecek şeylerden biri kendi kendilerine bir sağa bir sola giden kazlar. Kaz sürülerinden söz etmek mümkün değil, çünkü kış ayındayız ve kışın başında önemli bir kısmı ortalıktan çekiliyor. Fakat şehre sirayet eden etkisini görmemek de mümkün değil. Zaten sırf kaz yemekleri üzerine çalışan lokantalar var. Gelenlerin önemli bir kısmı da bu özel yemeği denemeden gitmiyor. Kars’a özel bir yemek olan hangel de bir çeşit büyük mantı. Etsiz mantı diye tarif ediliyor, patatesle hazırlanıyor ve yöresel yemek meraklılıkların listesinin başında geliyor. Onun dışında zaten şöhreti dillere destan Kars kaşarı, gravyer peyniri, bal buradan giderken insanların valizlerini en çok dolduran ürünlerden.

Burası bir serhat şehri. Dolayısıyla kalesi de meşhur burayı fethedenler de. Bu isimlerin başında Ebu-l Hasan-ı El Harakani geliyor. Anadolu’nun Türkleştirilmesinde bayrağı taşıyan isimlerden biri olan Ebu-l Hasan El Harakani’nin makamı yüzyıllardır uzak yollardan gelen ziyaretçilerin akınına uğruyor.

Rus izleri

Yazının başında demiştik, Kars çok katmanlı bir kent. Bu katmanların bir tanesini de şehrin 40 yıl Rus işgalinde kaldığı dönemden kalan eserler oluşturuyor. Fethiye Camii bu dönemden kalan eserlerin başında. Rusya’nın Kars işgali sırasında kilise olarak yapılmış ve kilise formuyla Baltık mimarisinin temsilcisi konumunda. O günlerdeki soğan kubbeler şimdi kalmasa da bina cami olarak hizmet vermeye devam ediyor. Yapının iki yanına, taş kaide üzerinde, yuvarlak gövdeli taştan ve ikişer şerefeli birer minare eklenmiş. Yine Rus işgali döneminden kalan Eski Borsa Binası, Valilik ve Katerina Köşkü de görülmeye değer.

Kışın yüzünü pek az gösterdiği şehirlerden sonra Kars, tam manasıyla bir kış şehri olarak insanın gönlünde yerini alıyor. Daha fazlasını isterseniz onu da burada bulmak mümkün. Sarıkamış Dağlarının üzerinde, Türkiye’de sadece buraya özgü yapışmayan, bir tül gibi havalanan karın üzerinde yürüyebilir, akşam herhangi bir kahveye girdiğinizde denk gelebileceğiniz bir âşık atışmasını izleyebilirsiniz. Kars’ın, yaz tatillerine müptela olanlara inat, dopdolu bir huzurla gözünüzden gönlünüze bütün ihtiyaçlarınıza karşılık gelecek bir havası var.