Sanki İçinde Bir Dinamo Var: Betûl Mardin

Hayatta belki de en çok kullandığı söz “Ben çok şanslıyımdır” olsa da asla bu şansın ardına saklanmadan her yeni güne üretme heyecanı ile başlayan; üniversitede dersler veren, uluslararası organizasyonlarda ülkemizi temsil eden ve sürekli yazan 93 yaşında bir kadın düşünün… İnsanlığa adeta “iyi yaşlanma” ve zihni genç tutma dersi veren bu inanılmaz kadın elbette memleketin en ilham verici kişiliklerinden biri olan Betûl Mardin’den başkası değil.

Her peri masalı dışarıdan göründüğü kadar parlak değil

Her daim özenle taranmış topuzu, zarif inci kolyeleri ve özgüvenli üslubuyla her cümlesinde kendine hayran bırakan bir çınarın ardındaki öykü, hayatın “tırnaklarla kazıyarak” elde edilen bir hazine olduğunu kanıtlar nitelikte. Öyle ki ailesinin sosyal statüsü nedeniyle ağzında gümüş kaşıkla doğduğu düşünülen bu dopdolu kadın, aslında birçok bariyerin üstünden atlayarak bugünkü mağrur ışıltısına kavuşmuş.

1927 senesinde Şişli’de bir apartmanda dünyaya gelen Betûl Mardin’in dünyaya merhaba dediği bu apartman Cemal Reşit Rey’in meşhur Lüküs Hayat Opereti’nde geçen o apartmanın ta kendisidir! O dönem çok sıkı aile dostu olan Cemal Reşit, Nazım Hikmet ve Mardin Ailesi’nin dostluğu uzun yıllar devam eder ve Betûl Mardin çok önemli entelektüellerin bulunduğu bir ortamda büyüme şansı yakalar. Ancak kız çocuk olmanın neredeyse bir dezavantaj sayıldığı yıllarda dünyaya gelen Betûl için hayat göründüğü kadar kolay değildir. 

Alman ve Fransız dadılarla büyüdüğü için evde aynı anda Almanca, Fransızca, Türkçe, İngilizce ve Arapça duyan küçük kız yaşadığı kafa karışıklığından ötürü neredeyse 5 yaşına kadar tek kelime konuşamaz. Kendini ifade edememesi nedeniyle biraz da içe kapanık olan bu minik kızın imdadına ise bir gün tesadüfen karşılaştığı ilkokul öğretmeni Aliye Hanım yetişir. Betûl’deki merakı ve algılama kabiliyetini keşfeden Aliye Hanım tam 5 sene boyunca bu küçük kızı ilmek ilmek işler. Ancak Betûl ne yazık ki 13 yaşına dek konuşurken kekelemeye ve kuralcı ailesinin yüksek beklentileri ile mücadele etmeye devam eder. Ta ki ergenlik dönemlerinde kendisi ile alay eden kuzenlerine karşı kendine o sözü verene kadar: “Bir daha asla hiç kimsenin benimle alay etmesine izin vermeyeceğim!” 

Öfke ile verilen bu söz aynı zamanda Betûl Mardin’in hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biridir. Çünkü genç Betûl, o günden sonra asla başkalarının fikirlerine göre yaşamaz ve kendi ürettiği çözümlerle kekemeliği yenmeyi başarır.

“Beşeri münasebetler” her şeyin temeli!

Aliye Hanım’ın da etkisiyle okula erken başlayan ve Arnavutköy Kız Koleji’ni henüz 15 yaşındayken iftihar derecesi ile bitiren Betûl’ün önüne hiç ummadığı bir engel bir çıkar. Bu engelin adı ise kızının karma sınıflarda üniversite okumasına karşı çıkan babası Muhiddin Arif Mardin’dir. Ancak bu durum genç Betûl Mardin’i yolundan döndürmez. Çünkü üniversiteye gidemeyecek olmak onun için bir engel değildir. 1952 senesinde Tercüman gazetesi magazin servisinde ilk işine başlayan Mardin, buradan Hakkı Devrim yönetimindeki Yeni Sabah gazetesinin dış haberler servisine atanır. 

İngilizce, Fransızca, Almanca ve Arapça dillerine olan hakimiyeti sayesinde görevini başarıyla icra eden Mardin artık medya sektöründe kariyer yapacağından neredeyse emindir. Daha sonra TRT’nin dış haberler servisinde çalışmaya başlayan Mardin’in hayatındaki ikinci dönüm noktası ise TRT tarafından İngiltere’ye BBC’nin açmış olduğu televizyonculuk kursuna gönderilmesi olur. Burada insan ilişkilerinin önemini bir kez daha kavrayan Mardin bu yıllarda aynı anda hem radyo, hem televizyon hem gazete hem de tiyatro gibi 4 ayrı cephede boy gösterir.

Eşi Haldun Dormen’in de etkisiyle önünde bambaşka bir vizyon oluşur, o yıllarda Türkiye’deki Amerikalı arkadaşlarından “PR” yani “halkla ilişkiler” adında yeni bir mesleğin doğduğunu işitir. Bir kişiyi ya da kurumu temsil etmek, onun imajını ve markasını oluşturmak ve insanlar üzerinde iyi bir etki bırakmasını sağlamayı temin eden bu yepyeni meslek, adeta “çok yönlülüğün kitabını yazan” Betûl Mardin’i çok heyecanlandırır. Ve Mardin, kurduğu “Beşeri Münasebetler” isimli halkla ilişkiler şirketi ile Türkiye’de bu işi ilk yapan kişi olur. Halkla ilişkiler alanındaki ilk büyük işi, 1968 senesinde o dönem genel müdürlük görevini yürüten Ahmet Dallı’nın teklifi ile gelen İş Bankası’nın halkla ilişkiler işi olacaktır.

Diplomasız bir üniversite hocası

Yıllar boyunca sayısız kişiyi ve kurumu temsil eden Betûl Mardin, çalışmalarıyla bu yepyeni sektörün Türkiye’de filizlenmesine de katkıda bulunur. Hatta babasının engellemesi nedeniyle üniversite okuyamayan ancak kendini daima geliştiren bu “alaylı” uzman, üniversitelerde yeni açılan halkla ilişkiler ve iletişim bölümlerinde dersler vermesi için davet edilir. Nihayetinde “diplomasız bir üniversite hocası” olmaya hak kazanan Betûl Mardin, öğrenmenin iki taraflı bir eylem olduğunu ve gençlerden öğrenecek çok şeyi olduğunu o yıllarda keşfeder.

Gençlik yıllarında bir kadın olarak gördüğü baskı ve engellemelere “Bütün zorluklar benim için bir kamçı, kırbaç oldu, hep daha çok çalıştım” şeklinde yaklaşan Betûl Mardin’in bu cümlesi hayata hep olumlu tarafından bakmaya dayanan yaşam felsefesini de özetler. Belki de bu pozitifliğin etkisindendir bilinmez ama Betûl Mardin gösterdiği dirayetin, emeğin ve özverinin mükafatını almayı da bilir. Örneğin 1985 senesinde IPRA (Uluslararası Halkla İlişkiler Birliği) başkanlığına seçildiğinde, babası Muhiddin Arif Bey zamanında okumasına karşı çıktığı kızını en önden alkışlar.

Bugün 93 yaşını sürmesine rağmen, hayata karşı halen küçük bir kız çocuğu gibi heyecan ve merak duyan bu Cumhuriyet kadını Nişantaşı’ndaki evinde öğrencilerini, PR profesyonellerini ve kendisiyle tanışmak isteyen birçok genci ağırlamaktan ve hayatı boyunca tutkuyla bağlı olduğu bu “iki taraflı öğrenme” serüvenine devam etmekten büyük keyif alıyor. Ancak evinin kapıları gençlere daima açık olan bu çok özel kadın elbette evde çok fazla oturmuyor. Güne mutlaka erkenden başlayan; yıllardır vazgeçemediği rutinleri olan ve sosyal yaşamdan asla kopmayan Betul Mardin’i bir sergide; konserde, bir konferans etkinliğinde ya da bir üniversite kampüsünde rastlamak son derece olası. 

Bedenine saygı kendine saygı

Son olarak yazar Alain De Botton’un kurduğu The School Of Life bünyesinde kendi evinde “İyi Yaşlanmak” konulu seminerler veren Mardin’in bu seminerlerde verdiği, kulağımıza küpe olması gereken öğütlerden bazıları ise şu şekilde:

  • Bugün sahip olduğun mal mülk yarın olmayabilir ama bir mesleğin, işin olursa hep ayakta kalırsın. Ne olursa olsun herkesin çalışması ve bir mesleğinin olması çok önemli.
  • Hayatını planlayacaksın ve hedefler koyacaksın. Elbette her şey planladığın gibi olmayacaktır ama sen yine de hayatını ve kendini kendi istediğin gibi tasarlamak üzere hedefler koyacaksın ve planların bozulduğu noktada da yeni rotalar belirleyeceksin. Kendi istediğin hayatı yaratmak ve yaşamak üzere sen atak davranmazsan, başkaları seni ve hayatını yönetir, mutsuz olursun. Hayatına sahip çıkacaksın.
  • Çözüm odaklı olacaksın, bir sorunu çözmek gerektiğinde elini taşın altına koyup, zor da olsa işten kaçmadan gerekeni yapacaksın.
  • Ailenin çok önemli olduğunu unutmayacaksın. Hayatlar ne kadar yoğun olursa olsun ailenin sürekli iletişim halinde olması gerek.
  • Kendi kişisel, değerlerin ve prensiplerin olacak. Ve bu değerlerden asla şaşmayacaksın.
  • Bedenine daima özen göstereceksin. Yemene içmene dikkat edecek sporunu aksatmayacaksın. Çünkü bedenine gösterdiğin saygı kendine duyduğun saygının bir yansımasıdır”