Gerçek Kahramanlar Genç mi?

Ak Gandalf olmasa Frodo yolculuğunu bitirebilir miydi? Harry Potter Profesör Dumbledore olmasa Lord Valdemort’la nasıl başa çıkardı? Kahramanlar deneyimlerinden yararlandıkları büyükleri olmasa mücadelelerinde zayıf kalırdı. Peki gerçek hayatta durum ne?

“Yaşlılık insanı işlerden uzaklaştırırmış. Hangi işlerden? Gençlik ve güç isteyen işlerden mi? Yaşlılara göre beden güçsüz olsa da manevi güçlerle yapılabilecek işler yok mudur? Q. Maximus hiç mi bir şey yapmıyordu? Ya senin babana, Scipio, tam bir insan olan oğlumun kayınbabası L. Paulus’a ne dersin? Ya öteki yaşlılar, düşünceleriyle, öğütleriyle devleti koruyan Fabricius, Curius, Coruncaniuslar… Bunlar elleri boş mu duruyorlardı? Appius Claudius yaşlılığında, üstelik kör de olmuştu ama gene de senato Pyrrhos’la barışmaya, anlaşmaya yanaştığı sırada Ennius’un şiirine soktuğu şu sözleri söylemekte duraksamadı: Şimdiye dek başınızda olan aklınız nereye gitti de çılgınlar gibi yolunuzu şaşırdınız?”

Romalı filozof Cicero, iki bin yıl önce kaleme aldığı Yaşlılık Üzerine adlı kitabında döneminin gençlerini böyle azarlıyordu. Gençliğin doğal getirisi olan güç ve sağlığın zamanla tükenişinin “insanı” tüketmediğini, gidenlerin yerini deneyim, belagat ve bilgeliğin aldığını, dolayısıyla yaşlıların bedenen değilse bile zihnen ve manen gençlerden çok daha ileri seviyede bulunduğunu söylüyordu.

Cicero’yu kızdıran gençler muhtemelen saygısızlık yapmıyor, farkında olmadıkları bir dar görüşlülükle yaşlılığın olumsuz tarafına odaklanıyorlardı. Oysa yaşlılık, tarihin her aşamasında insanlık tecrübesinin en önemli evrelerindendi.

Geleneksel toplumlarda yaşamın doğal bir safhası kabul edilen yaşlılık, her bireyin erişmeyi arzuladığı bir dönem. Ancak modern zamanlarda çok sayıda faktörün de etkisiyle (ortalama insan ömrünün uzaması, dünya nüfusunun hızlı artışı, teknolojinin süratli evrimi vd.) yaşlılığın kavramsal çerçevesi ve yaşlılık algısı değişti. Bu sayede bireylerin yaşlılık dönemi yaşam pratikleri ve tecrübeleri de farklılaştı.

Expecto patronum!

Bu kırılmanın yansımalarını birçok alanda görmek mümkün. En belirgin örnekse “yaşlı bilge” arketipi. Tarih boyunca masallarda, destanlarda, şiirlerde karşımıza çıkan, asıl kahramanın yolculuğu boyunca ona akıl hocalığı yapan bastonlu, aksakallı, yalnızca ihtiyaç anlarında ortaya çıkarak kahramana gereken psikolojik desteği sağlayan yaşlı bilge, modern dönemle birlikte aksiyonun merkezine yerleşti. Özellikle sinema ve edebiyatta bunun birçok örneğini görmek mümkün.

Akla gelen ilk isim, The Lord of the Rings’in unutulmaz büyücüsü Gandalf. Güç Yüzüğü’nü yok etmek gibi imkânsızın sınırında bir görev yüklenen Frodo’nun yolculuğu boyunca bir saniye olsun yerinde durmaz Ak Büyücü. Kahramanın ihtiyaç duyduğu moral desteğini sağladığı gibi, onu düşmanlarına karşı bizzat korur, gideceği yolların güvenli olması için herkesi seferber eder, Frodo’nun hayatını kurtarmak için kendi hayatından vazgeçmeyi bile göze alır. Frodo ve arkadaşları ne kadar genç, enerjik, zeki, savaşçı, gözüpek olsalar da “kahraman” olmak için deneyime, bilgiye, önseziye ihtiyaç duyarlar ve bunları ancak bir “yaşlı” sağlayabilir. Kötülerin tarafında da işler farklı değildir. Tüm yaratık ordularını idare eden, onları taktiksel açıdan eğiten kişi Gandalf’tan da yaşlı olan Saruman’dır.

Bir diğer ünlü örnek, Harry Potter serisinin başkarakterlerinden Albus Dumbledore. Tıpkı Frodo gibi görünürde imkânsıza yakın bir görevi, Lord Vordemort’u öldürmeyi üstlenen Harry’nin en zor anlarında Dumbledore yetişir imdada. O da Gandalf gibi yalnızca yaşlı bir bilge değil, gerektiğinde kahramanı tüm düşmanlarından koruyacak kadar güçlü ve yetenekli bir liderdir. Korur da zaten, tuzağa düşürüldüklerinde tüm haşmetiyle belirip Harry ve arkadaşlarını o kurtarır. Hikâyenin tümünü göz önüne getirince anlarız ki Harry tek başına da çok güçlü bir büyücü olabilirdi ama Dumbledore’un elinde yetişmese bir “kahraman” olamazdı. 

Kült sinema filmlerinden Karate Kid’de Daniel’e sürekli boya yaptıran, araba yıkatan, ev temizleten gizemli Bay Miyagi’yi; Star Wars serisinde Luke Skywalker’ı kendi yetiştirdiği Darth Vader’a karşı koruyan Obi Wan Kenobi’yi hatırlayın. Bu karakterler de doğrudan aksiyonun içinde yer alan, kendilerini tehlikenin ortasına atarak genç kahramanın önünü açan yaşlı bilge arketipleri olarak karşımıza çıkıyor. Star Wars örneğinde genç-yaşlı ikiliğine dair ders alınası ilginç bir detay daha var: Anakin Skywalker (sonradan Darth Vader) gençliğinin ve gücünün zirvesine ulaşıp güç zehirlenmesine kapıldığında hocasını küçük görür, “ihtiyar Obi Wan’ın genç Anakin’e öğretecek bir şeyi kalmadığını” düşünür; fakat bu küstahlığın bedelini onunla girdiği bir dövüşü ölmekten beter şekilde kaybederek öder. Son dönem Amerikan sinemasının popüler filmlerinden; Bruce Willis, John Malkovich, Helen Mirren, Morgan Freeman gibi oyuncuların yer aldığı RED’i de bu bağlamda anmak gerekiyor. Filme adını veren RED, “Retired, Extremely Dangerous”ın (emekli, son derece tehlikeli) kısaltmasıdır. Filmdeki çoğu 60-70 yaş civarı karakterler bu sıfatın hakkını vererek fiziksel yönden kendilerinden çok daha üst düzeydeki “küstah” gençleri tecrübeleriyle alt ederler.

İlhamın adresi değişiyor

Gerçek hayatta işler büyüyle, karanlık güçlerle, görkemli kahramanlıklarla yürümüyor elbette. Ancak yaşlılığın yalnızca evde oturup hayatın sona ereceği güne kadar gençlere -eğer ihtiyaç duyarlarsa- deneyimlerini aktarmakla geçmediğini gösteren örneklerin sayısı günden güne artıyor. Bugün dünyanın dört bir yanındaki yaşlıların kimi ilham verici kimi gülümseten öykülerine tanık oluyoruz. Bu öyküler, yaşlılığa dair geçmişten bugüne süregelen kabullerin yeniden sorgulanmasına sebep olduğu gibi yaşlılık üzerine yapılan sosyolojik, psikolojik ve kültürel araştırmaların da artmasını sağlıyor.

Masako Wakamiya ismine haberlerde rastlamışsınızdır. 82 yaşında emekli bir banka memuresi olan Japon kadın, dijital ortamlardaki tüm oyun ve uygulamaların gençleri hedef alarak tasarlandığını, bunun da yaşlı insanların teknolojiyle bağ kurmasını engellediğini söyleyerek yazılım geliştiricilerle iletişime geçmişti. Ancak kimse fikirlerini önemsemedi. Bunun üzerine kolları sıvayan Wakamiya, 80 yaşında kodlama eğitimi almaya başladı ve yalnızca bir yıl sonra yaşlılara yönelik ücretsiz bir oyun olan Hinadan’ı geliştirdi. Apple CEO’su Tim Cook’un Kaliforniya’daki WWDC etkinliğinde “dünyanın en yaşlı mobil uygulama geliştiricisi” olarak takdim ettiği Wakamiya, bu sayede 40 yaş üstünün bile yaşlı tabir edildiği yazılım sektörünün ezberini bozan isim olarak tarihe geçti.

3 Haziran 2011’de, 101 yaşında ölen İngiliz kökenli Amerikalı yazar Harry Bernstein’in de ilginç bir öyküsü var. Bernstein, 92 yaşındayken 67 yıldır evli olduğu karısı Ruby’i kaybetmişti. İçine düştüğü derin üzüntüden dolayı bir süre ne yapacağını bilemeyen yaşlı adam, hayatına devam etmeye karar verip yazarlığa soyundu. Yazdığı ilk kitap olan The Invisible Wall, iki yıl boyunca yayınevlerinden geri döndü ancak pes etmeyen Bernstein 96 yaşına geldiğinde eserini yayınlatmayı başardı. Özellikle ABD’de çok iyi eleştiriler alan kitap, yazarına küçük çaplı bir şöhret kazandırdı ve ölümünden önce iki kitap daha yazmasını sağladı.

Yaşın yalnızca bir rakam olduğunu ispatlayan bir diğer isimse Avustralyalı George Corones. Dünya kamuoyu bugün 101 yaşında olan Corones’i 99 yaşındayken yüzmede kırdığı dünya rekoruyla tanıdı. Gençliğinde yüzme sporuyla ilgilenen ancak II. Dünya Savaşı sırasında tutkusuna ara vermek zorunda kalan Corones’in havuz aşkı, 80 yaşına geldiğinde yeniden gün yüzüne çıktı. Uzun yıllar antrenman yaparak vücudunu yeniden forma sokan Avustralyalı yüzücünün tek hedefi kendi yaş grubunda dünya rekoru kırmaktı. Nitekim 2018’de Queensland’de gerçekleşen 50 metre serbest yarışında bunu başardı ve 50 metreyi 56.12 saniyede bitirerek bir önceki rekordan tam 35 saniye daha iyi bir derece yaptı.

Daima güzel

Yaşlılığın dönüşümü yalnızca başarı hikâyelerinde göstermiyor kendini. Toplumsal yargıları önemsemeyip keyfine bakan, hayatın her anını dolu dolu yaşamaktan çekinmeyen isimler de bu kırılmanın aktörleri olarak çıkıyor karşımıza. Kristina Farley onlardan biri. Bugün 93 yaşında olan Polonya asıllı Amerikalı kadın, Ms. Connecticut Senior Amerika 2017’nin güzellik kraliçesi seçildiğinde oldukça ses getirmişti. Farley’in yaşamöyküsü filmlere konu olacak cinstendi. Nazi Almanya’sının Avrupa’yı kasıp kavurduğu yıllarda Polonya’dan Rusya’ya, oradan İran’a ve sonrasında Irak’a uzanan macera ve dram dolu yolculuğu ABD’de sona erdiğinde dört çocuğu olan dul bir kadındı Farley. Yıllarca dişçilik yapan ve 1979’da “hayatının aşkıyla” evlenen Farley, yaşlılık yıllarında bir yandan sosyal yardım projeleri organize ederken bir yandan da uzun zamandır hedeflediği güzellik tacına ulaşmak için çabaladı. 70 yaşında üçüncülük derecesi alan Farley, ikinci denemesinde ikinciliği kapmıştı. Birincilik tacını giydiğindeyse 90 yaşındaydı.

Finlandiyalı Margit Tall’un 95 yaşındayken 150 metrelik bungee jumping yapması; Almanya’da huzurevinden kaçan iki kafadarın dünyanın en ünlü rock-metal festivallerinden Wacken’a “sızma” girişimleri, 105 yaşındaki Fransız bisikletçi Robert Marchand’ın bisikletiyle bir saatte 23 kilometre yol alarak dünya rekorunu zorlaması, 101 yaşındaki Bryson William Verdun Hayes’in 4 bin 572 metre yükseklikten paraşütle atlaması… Hemen her gün yeni bir örneğine rastladığımız bu hikâyeler şu soruyu samimiyetle cevaplamamızı zorunlu kılıyor: Yaşlılar yalnızca otobüste yer vermek zorunda olduğumuz sıkıcı insanlar mı?