Doç. Dr. Arun: Hızlı Yaşlanıyoruz

Doç. Dr. Özgür Arun “Türkiye en hızlı yaşlanan ülkelerden biri. Her 2 çalışan 1 kişiye bakıyor. Türkiye hızlı yaşlandığı için önemli bir yaşlılık sorunuyla karşı karşıya” diyor. Arun’a göre Türkiye’nin üzerine pek konuşulmayan bir yaşlılık sorunu var.  Sağlık Bakanlığı konuyu gündemine almış durumda. Bu ayın başında “Aktif ve Sağlıklı Yaşlanma Araştırması”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Araştırma yaşlıların aktif olmadığına ve sağlıksız olduğuna işaret ediyor. Görünen o ki Türkiye yaşlılığa hazır değil. Araştırma sonuçlarını Akdeniz Üniversitesi Gerontoloji Bölümü Başkanı Doç. Dr. Özgür Arun ile konuştuk.

Hocam, Araştırma şunu söylüyor: aktif olmayan ve sağlıksız bir yaşlı nüfusumuz var. Üstelik yaşlıların aktif ve sağlıklı olmak için de bir çabaları yok. Nasıl yorumluyorsunuz bu sonuçları?

Öncelikle aktif yaşlanma yaklaşımında bir sorun var. Bu meseleye ekonomik kaygılarla bakanlar, bunu sadece üretkenliğe indirgiyorlar. Üretken olduğu sürece insan aktif yaşlanır gibi bir anlayışa sahipler.

Üretkenlikle de daha çok çalışma yaşamına katılım kast ediliyor sanırım değil mi?

Kesinlikle. Bu istihdam yani, üretken olacak, vergisini verecek. Ama topluma da daha maddi, iktisatçıların da ölçebileceği birtakım çıktıları verecek, katkıları sunacak. Dolayısıyla “productive aging”le (üretken yaşlanma) active aging (aktif yaşlanma) iç içe kullanılan bir şey. Malum üretken yaş, 14-64 yaş grubu, çalışacak, diğer 2 kuşağa, yaşlılara ve 15 yaşın altındaki çocuklara bakacak. Buradaki denge şöyle formüle ediliyor ama; 7 çalışan bir kişiye bakacak. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 2 ye 1. Bu tabii sürdürülebilir bir durum değil. Buradan doğru bakınca da bu çocuk sayısının artması beklentisi, gelecekte üretken bir nüfusun arzu edilmesi, böyle bir biyopolitikanın sürekli aktif zihinlerde tutulmasının da dayanağı aslında.

‘Hakim kanı: Avrupa yaşlanıyor, biz genciz, gideceğiz Avrupa’ya bakacağız’

Oranın 2 ye 1 olmasının nedeni nedir?

Türkiye’nin yaşlı bir nüfusu yok şu anda gibi bakıyor bazı kesimler, hiç yaşlanmayacakmışız gibi varsayım: Avrupa yaşlanıyor ve çöküyor, biz genciz, gideceğiz Avrupa’ya bakacağız. Oysa durum öyle değil. Türkiye en hızlı yaşlanan ülkelerden bir tanesi dünyada. Ve bu aslında, bu gidişat yalnız Türkiye’ye özgü değil gelişmekte olan ülkelerin tamamında benzer bir durum var. Türkiye biraz daha hızlı.

Onu biraz açar mısınız? Oradaki hız nedir? Avrupa bunu 100 yılda tamamladı da biz 10 -20 yılda mı tamamladık? Nasıl bir hız o?

Yaşlanma hızı dediğimiz bir kavram var. Onu da şöyle hesaplıyoruz; Bir ülkenin yaşlı nüfusunun oranı yüzde 10’dan yüzde 20’ye çıkması için yani 2 katına çıkması için gereken süreye, geçen süreye bakıyoruz. Örneğin bu süre, yani yaşlı nüfusunun 2 katına çıkması için geçirdiği süre Fransa’nın 115 yıl, Almanya’nın 85 yıl. Dolayısıyla böyle bir zaman zarfında alt yapısını hazırlayabiliyor, insan kaynağını yetiştiriyor, akademik olarak çalışıyor bu mesele üzerine. Anayasal altyapı buna göre hazırlanıyor, toplumsal ilişkiler buna göre daha hazırlıklı gidiyor. Şimdi biz bu süreyi 20 yılda geçireceğiz ve şu çok kritik bir mesele: şu anda, bugün Türkiye’deki, Türkiye’nin tüm bireyleri demografik dönüşümün çok önemli bir safhasını yaşıyorlar ve farkında değil birçoğu. Şimdi yaşlılık veya yaşlanmak olumsuz bir durum değil. Fakat bu kadar hızlı yaşlanmak ve buna hazırlanmamak Türkiye için önemli bir risk.

‘Aktif nüfus istihdamda değil, fırsat penceresini kaçırıyoruz’

2 ye 1 oranının önemli bir sebebi bu hızlı yaşlanma o zaman?

Tek neden o değil tabii. Türkiye için önümüzdeki 30 yıl çok kritik bir süre. Biz demografik fırsat penceresi diyoruz buna. Burada şu olacak, üretken nüfus o ülkenin tarihinde bir defaya mahsus olmak üzere en yüksek orana ulaşacak. Buna demografik dönüşüm deniyor. Eğer o ülke bu üretken nüfusunu aktif halde tutabilirse, üretime dahil edebilirse yani istihdam edebilirse, Özal’ın söylediği çok önemli bir şey vardı Türkiye’ye çağ atlatacağız diyordu, evet o zaman işte o ülke çağ atlayacak bir ülke olur. Tarihinde ilk ve son defa yetişkin nüfusu, aktif nüfusu bu kadar yüksek bir orana ulaşacak. Ve bunun zamanı da 2023. Onun için bu 2023 planlarının dayandığı yer aslında burası. Ve 2040 yılından sonra bu fırsat penceresi tamamen kapanacak Türkiye için. Yani ekonomik aktif nüfusu azalmaya başlayacak. Şimdi bu süre zarfında biz aktif nüfusun tamamını üretime dahil edebilirsek çok önemli bir konuma geleceğiz dünyada.

Fakat şu anda Türkiye bunun işaretlerini bize veremiyor. İstihdama baktığımızda %40’lar civarındayız. Ek olarak, istihdam oranları kadınlarda çok düşük. Avrupa’nın en düşük kadın istihdam oranına sahip ülkelerden biriyiz. Türkiye de 2 kişi, yani 2 çalışan, 1 kişiye bakmak zorunda. Bu yüzden çok yüksek ya da çok genç bir nüfusa sahip olmak yeterli değil. Beşeri sermayesi yüksek olan ve istihdam edilmiş, ekonomiye dahil edilmiş üretken bir nüfusa sahip olmak bizim için çok kritik ve belirleyici olacaktır. Şimdi biyopolitika bunun için biraz tehlikeli bir şey. Çünkü bir yandan kadına doğum yap derken, bir yandan onu istihdama dahil edemeyiz. Yani bir yandan doğum yap, çocuğa bak sağlıklı bir nesil yetiştir diyoruz, ama öte taraftan nüfusumuzun yarısını oluşturan kadınları istihdamdan uzak tutuyoruz bu yolla. Biyopolitikalarda bir yeri besleyince diğer taraf bozulabilir. Oysa tüm yaş gruplarını kapsayan aktif bir yaşlanma politikası gerekir. Türkiye’nin özellikle yaşlanmayla ilgili attığı çok ciddi adımlar var. Son 4-5 yılda önemli bir yol kat etti. Fakat problem şurada. Yapılan çalışmaların çoğu uygulama mahiyetinde, bir sosyal politika değil sosyal uygulama. Sosyal uygulama mahiyeti gösterdiği için bütüncül bir perspektif sunamıyor toplumdaki yurttaşlara.

‘Yaşlılıkla ilgili sosyal politikalar yok, sosyal uygulamalar var’

Sosyal politika ile sosyal uygulama arasındaki fark nedir?

Bir örnek üzerinden gidelim. Aslında 3 ayağı var aktif yaşlanmanın. Katılım, sağlık ve güvenlik. Şimdi bu katılım boyutunda ulaşım hizmeti çok önemli hizmetlerden birisi.  Burada hem hükümetimizin hem yerel yönetimlerin son zamanlarda önemli bir uygulaması var. O da yaşlılar için ücretsiz ulaşım hizmeti. Bu hizmet ilk planlandığında hükümet tarafından ve yerel yönetimler tarafından biz itiraz ettik. Ve bununla ilgili önemli bir tespiti dile getirdik. O da şuydu: bunlar sosyal uygulamalardır. Sosyal uygulamalar toplumdaki kırılgan nüfusun belli bir süre desteklemek üzere sunulu. Amaç kırılgan nüfusu kırılganlıktan kurtarmaktır ve daha sonra o destek kesilir. Fakat toplumun belli bir kesimini desteklemek sadece uzun ve orta vadede kuşaklar arası çatışmaya yol açacaktır ve daha sonra bu tip bir çatışma ortaya çıktığında bunu parayla ya da maddi bir projeyle telafi etmek de mümkün değildir. Nitekim bugün bununla ilgili önemli sıkıntıları gazetelerden, medyadan takip edebiliyoruz. Birçok yaşlı otobüse bindiği zaman otobüs şoförlerinden tepki görüyor veya duraklarda otobüslerin, özel otobüslerin özellikle kendilerini gördüğünde durmadıklarını belirtiyor. Nitekim birkaç gün önce, Isparta da bir otobüs şoförü arkasındaki camekâna şunu yazmış yaşlılar için “hakkımı size helal etmiyorum”. Yine Antalya’da otobüs şoförleri yaşlılar otobüse bindiğinde kendilerini “parazit” olarak nitelendiriyor. Belli ki artık bu çatışma ortaya çıkmış durumda ve biz gençlerle konuştuğumuzda da yaşlıların toplu taşıma hizmetlerini gezmek için kullandıklarını, canları sıkıldıkları için, bedava olduğu için bu hizmetten yararlandıkları yönünde bir izlenimleri olduğunu görüyoruz. Aslında bu tipik bir “ageism”, yaş ayrımcılığı. Yaşlı kişilere karşı ayrımcılık ve kuşaklararası çatışmalarında önemli bir emaresi. İşte sosyal uygulamalar ne yazık ki toplumsal dengeyi sürdürülebilir bir düzeyde tutamıyor. Oysa bizim önerimiz aktif yaşlanma politikalarının oluşturması.

Kadınların istihdam sorunu var

Ne tür sonuçları oluyor bu politikasızlık halinin?

Örneğin kadınları istihdam edemememizin önündeki en önemli sebep aktif yaşlanma politikalarının olmayışı Türkiye’de. Aktif yaşlanma politikası dediğimizde, sadece yaşlıları değil, tüm toplumu kapsayıcı bir şeyden söz ediyoruz. Kadın aile içerisinde ya çocuğa bakıyor ya yaşlıya bakıyor. Dolayısıyla biz kadını ücretsiz aile işçisi konumunda bakım işine hapsettiğimiz sürece kadının istihdam edilmesinin önündeki engeli kaldıramamış oluyoruz. Bugün Türkiye’de çocuk gelinlerin olmasının en önemli nedenlerinden birisi aktif yaşlanma politikalarının eksikliğidir. Bu meseleyi yıllardır ataerkillik gibi oldukça soyut bir kavrama indirgeyip meseleyi sadece bunun etrafında tartışmak da problemli aslında. Çocuk gelin meselesini deşeleyin orda aktif yaşlanma politikasının eksikliği yatacaktır. Kiminle evleniyor bu çocuklar. Yani evlendikleri kişi yaşlı bir erkek. Ne için evleniyor onunla? Yani babası hain olduğu için mi sadece. Ya da bizim çözmemiz gereken mesele bu kadar soyutlanabilecek bir mesele mi? Değil. Bu aktif yaşlanma politikalarının eksikliği burada yine kendisini gösteriyor.