Dikkat! Yaşlı Çıkabilir. 

“Biz genç bir nüfusuz” diye övünmenin manası yok, bu sözü söylerken yaşlanıyoruz. Türkiye son yirmi yılda hızla yaşlanan ülkeler arasında yerini aldı bile. Yaşlılık Türkiye için uzak bir gelecek değil, hemen önümüzdeki yıllar. Üstelik doğar doğmaz başlayan bir süreçten söz ediyoruz.  Peki bizi şimdi ne bekliyor? 50’li yaşlarda “yaşlanıyorum artık” deyip, 60’lı yaşlarda köşenizde unutulmayı beklemek ve üzerine 30 yıl daha yaşamak mı; hâlâ işleyen zihnimiz ve çalışan vücudumuzla hayata karışmak mı? İşte bütün mesele bu.

Çevremiz kendini erken emekliye ayırmış canı sıkkın insanlarla dolu ve iyi haber şu: Ölmeyi planlıyorsanız, onu ileri bir tarihe atabilirsiniz. Sokakta yaşlı görünce “Bu yaşta sokakta ne işi var?” diyorsanız, size de kötü bir haberimiz var, artık sokakta yaşlıları görmeye alışmalısınız. “40’ndan sonra…” diye cümleler kurmaya alışkınlar da dillerini düzeltse iyi olur. 40’ından sonra hayatını yeniden kuran bir sürü insanla tanışacaksınız. 

Yaşlanma doğmak ve büyümek gibi hayatın bir evresi, yaşlılar var ve artık görünürler. Alışsak iyi olur, çünkü dikkat yaşlı çıkabilir.

“Biz de yaşlı toplum oluyoruz ama…”

Türkiye, günümüz itibariyle yaşlı bir toplum. Toplumsal yaşlanmayı üç faktör belirliyor: hızla düşen doğum oranları, azalan ölüm oranları ve göç dinamikleri. 

Doğum oranının azalması refah düzeyiyle ilişkili. Toplumun refah düzeyi yükseldikçe doğum oranları düşüyor. Doğum oranları düşen ülkeler aynı zamanda hızla yaşlanıyorlar. Ölüm oranı da toplumsal yaşlanmanın bir başka önemli faktörü. Sadece yaşlılar içinde değil, her yaş grubunda ölüm oranlarının düşmesi doğumda beklenen yaşam süresini artırıyor.

Göç, toplumsal yaşlanmanın önemli bir başka belirleyicisi. Kırdan kente, gelişmekte olan bölgelerden/ülkelerden gelişmiş bölgelere/ülkelere doğru gerçekleşen göçler sonucunda nüfus yapısı değişiyor. Örneğin, Türkiye’de 1950’li yıllarda her 10 kişiden 8’i kırsal alanlarda yaşarken, günümüzde her 10 kişiden 8’i kentlerde yaşamakta. Göç sürecinin ortaya çıkardığı iki önemli sonuç görüyoruz: İlki, genç nüfusun kente, gelişmiş bölgelere doğru hareketliliği neticesinde, geride, kırsal alanlarda daha fazla yaşlılar kalıyor; ikincisi, refah düzeyi yüksek bölgelerde, sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetlerine yaygın erişim insanların daha uzun yaşamasına yol açarak doğumda beklenen yaşam süresini yükseltiyor.

Demografik dönüşüm sürecini yaşayan bir ülke olarak, içinde bulunduğumuz yüzyılda Türkiye’nin en önemli sorununun, zenginleşemeden yaşlanmak olacağı görülüyor.

Türkiye’de refah ve eğitim düzeyi düşük bir yaşlı nüfus var. 

Haneye giren toplam aylık geliri 2000 TL’nin altında olan nüfusun %30’u ve 2000-3000 TL aralığında olanların %33’ü 65 yaş ve üstü yaş grubundakilerden oluşuyor. 5000 TL üstünde gelir elde edenlerin en yüksek oranı 35-49 yaş grubunda. Bu da Türkiye’deki yaşlı nüfusun refah ve eğitim düzeyinin düşük olduğunu gösteriyor.